Salı, Eylül 6

16

Az sonra ucundan kıyısından suç işleyeceğim, meslek kurallarına bir miktar aykırı davranacağım...
Öğlen hırsızlık iddiasıyla gözaltına alınan 16 yaşındaki bir çocuk için görevlendirme aldım. Karakola gittim, çocukla görüşme odasına kapandık, her zamanki gibi, önce onu savunmak için orada bulunduğumu, bana herşeyi olduğu gibi anlatması gerektiğini söyledim. Anlattı, anlatmaya anlattı da, bizim teknik olarak alibi savunması dediğimiz savunmayı bana yapıyor. "Ben orda değildim, kimdir, nedir bilmem! Polisler biz parkta otururken geldi, panikleyip kaçınca aldılar içeri." Bi de "temiz" dövmüşler. Hem de tertemiz dövmüşler, adli tıptan sonuç çıkmaz. Yüzündeki kızarıklık, kafasında şişlik geçti geçecek. Şikayetçi olmak istemiyor. 16'sında öğrenmiş. "Polis bu uğraşılır mı?" diyor. O istemeden şikayetçi olamam.
16lığa bir kez daha açıklıyorum, "bana ne olup bitiğini tam ve doğru olarak anlatmazsan seni gereğince savunamam. Bana anlattıkların bende kalacak, bak, burada ne polis var, ne savcı. Ne yaptınsa anlat." Heyecanlandı, parmaklarını koparırcasına çekiştiriyor, hala tırnaklarını yiyen 16 yaşında bi oğlan. Bir bir anlattı, nasıl kapıyı kırdıklarını, neleri çaldıklarını, nasıl kaçtıklarını, ilk anlattıklarını diğerleriyle nasıl kararlaştırdıklarını, onların da aynı ifadeyi vereceklerini, olay yerinde parmak izi bırakmadığını... Beraat savunmasının her durumda yapılamayacağını, cezayı hafifletmeye çalışmanın olaya daha uygun olduğunu anlatıyorum, anlayabileceği bir şekilde. Hala "parmak izim yok" benim diyor, "hem hepimiz aynı ifadeyi versek kurtaramaz mıyız?"
Ne farkı var hergün yakalanan yüzlercesinden, hiç. En ufak rahatsızlık duymuyor, en az kendi kadar fakir olduğundan emin olduğum bir adamın dükkanını soymuş olmaktan. "Yakalanmasaydık iyiydi de" diyor, "ne zaman çıkarım?" Yine yapacak. Deneyim kazanacak, daha büyük işlere kalkışacak. Şimdilik iki kere gelmiş çocuk şubeye. Taze.
Osman kadar etkilemedi bu çocuk beni, aslında kimse Osman kadar etkilemedi. Annesi üveymiş ama öz gibi severmiş onu. Parası yokmuş. Çaresi yokmuş. "bundan sonra da sen mi savunacaksın beni" diye sordu, "niye başka suçlar da mı işleyeceksin" dedim, gülümsedi.
Hala fazlasıyla idealistim, savunma hakkının kutsallığına, istisnasız herkesin olabilecek en iyi şekilde savunulması gerektiğine inanıyorum. Dönerken gözlerimi elimdeki görüşme tutanağından hiç ayırmadım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder