Çarşamba, Şubat 15

"Kurdistan Regional Government"tan selamlar

İletişim olanaklarım oldukça sınırlı, bulunulan yer de K. Irak olunca meraklanan çok. Hemen her 15 dakikada bir elektrik kesiliyor, telefon bazen çekiyor, internet de "aşşırı" filtreli. Topluca ses edebilmek için bula bula blogu bulabildim. O yüzden mevzuya geçeyim: İyiyim, merak etmeyin kısmına. Dağınık dağınık yazacağım, affola.

Bu sabah yerel saatle 4 buçuk gibi kalacağımız yere vardık. Yolda pek sağı solu inceleyecek halim kalmamıştı. Barzani bölgesinde, Barzani'nin şehrindeyiz. Tahminimden çok daha büyük bir kent Erbil. Erbil ile kaldığımız yer arasındaki 1 saatlik yolda 5 adet peşmerge kontrol noktası vardı. Şoförümüz kah "selam" diyerek, kah "selamün aleyküm, iyi geceler" diyerek geçti kontrol noktalarından. Yolda edilen sohbetten kapanan gözlerle anladığım kadarıyla, kentte kalabalık bir hristiyan nüfus var, esnaf ve beyaz yakaların çoğu Türk. Kürtlerle buradaki Türkler arasında Türkiye'de Türkler ve Kürtler arasındaki ayrımlar yok.

Yol boyu beko ve vestel reklamları var. Bütün marketlerin tabelalarında servis için "mob" numaraları yazılı. Adım başı 4-5 yıldızlı oteller, az ilerisinde aqua park, fitness center. Şoförün dediğine göre, Erbil Irak'ın Antalya'sı imiş. 3 büyük şelale ve nispeten serin yayla havası nedeniyle akın oluyormuş yazları Erbil'e. Yaz sıcaklığı da 50-55 derece bu arada.

Kaldığımız yer bir şantiyenin içindeki prefabrik misafirhane. Tamamlanmamış bir havaalanı sahasındayız. Etraf dağlık, dağın ardı da İran. Hava çok tozlu, kuru bir iklim. Geldiğimden beri burnum kanıyor, neyse ki uzun kalmayacağız, neyse ki şiddetli kanamıyor, yoksa çözüm bulmak için epey uğraşmak gerekecekti.

Hmm, başka? Misafirhanenin etrafında elinde tüfekleriyle peşmergeler dolaşıyor, bu güvendeyiz demekmiş. Zaten burası en güvenli bölgeymiş. Odalara meyve tabağı bile koymuşlar, az evvel lahmacun getirdiler "ikindi ikramı". Taksi şoförü Filipinli, çaycı Vietnamlı, garson Afgan. Buradakiler hallerinden epey memnun gibiler, Erbili seviyorlar. Şehri doğru düzgün görebilsem ben de severdim belki.

Çay leziz, bir karton sigara 10$, bir şişe votka ya da rakı 10$, içki ve sigara çok ucuz. Bulunduğum yerdeki tek kadın benim.

Velhasılı kelam, Kürdistan'dan selamlar var, benim şimdi çıkmam lazım.

Perşembe, Ocak 19

"Beyaz berelerin" altında kalan beyinlere

Kahvaltıda elbette Hrant'ı konuşuyorduk annemle. (Sırf bu cümle bile can yakıcı değil mi?) 


Çocuk yargılamasına, ceza indirimlerine geldi söz.
"Karakolda işkenceye tanık olan milletvekili gördüklerini şöyle anlatıyordu: Büyük bir kapıdan geçtim, zaten o anda mehter müziği başlamıştı. Asıl çığlık seslerinin geldiği odaya daldım. Kapıyı açtım. Gözleri bağlı iki kız ve iki erkek çırılçıplak durumdaydı. İçerideki iki-üç kişi kapıyı kapamaya çalıştı."
 Gülümse, emniyetli ellerdesin.

O yukarıdaki parantez içi önemli, o yukarıdaki parantez içi engel olan fazlasını yazmama.
Başlarken niyetim fazlası idi, ama o ilk cümlenin iç hesaplaşması şu iki paragrafı bile boğazıma düğümlüyor.


Cuma, Aralık 23

Melaba,

dersem belki devamı gelir?!

(Ayıptır bu kadar ihmal.)

Salı, Ağustos 9

Farewell, My Lovely


Farewell, My Lovely.

Cumartesi, Mart 26

Anadolu yakasından

 Her ne kadar kanatsız, THY reklamsız bir gök olamadıysa da...


Fotoğraf çektiğim esnada türbülanstan türbülansa koşuyorduysak da, uçmayı çok seviyorum.



Atmosfer dediğin tabaka tabaka anacım. Yukarısı güneşli, aşağısı yağmurlu. İndik nitekim. Ama buraya değil. Burası neresi tam bilmiyorum aslında. Dragos mu desem, Cevizli mi...


Kediler kendi hallerinde gezinirken kuşların saldırısına uğradı gözümün önünde. NG wild gibi bi muhit.


Haydarpaşa'da trenden inip Pagan'ın rıhtımına gittim sonra.





Geçen cuma Anadolu Yakası, bu salı Avrupa.

Perşembe, Mart 24

Adalet yalnızca bir devlet dairesinin tabelasında

Öğrendiğim her şey yanlışmış. Bana öğretilen her şey yalan. Ailemden ve arkadaşlarımdan öğrendiğim,  ilkokulda öğrendiğim, lisede öğrendiğim her şey.

Dürüst ol, ilkeli ol, erdemli ol, paylaş, kendin kadar başkalarını da düşün, saygı duy, farklıyı koru...

Düşün. Fikirlerini başka bir sırayla dizmeyi düşünmek sanma. Düşün.

Dinle ki üzerine düşünecek şeyin olsun.

İyi bir gözlemci ol ki, dinlerken sana anlatılmayanı anlayabil.

Tart. Daima kanaat ve kararlarında açık kapı bırak. Herkesten öğreneceğin bir şey vardır. En çok da "senin gibi" olmayanlardan.

Hukuk fakültesinde öğrendiğim her şey yanlışmış. Hak, hukuk, yükümlülük. Onlarca ilke, onlarca karine.

Adalet yalnızca bir devlet dairesinin tabelasında. Hakkaniyet, nesafet yalan.

Gülümse.

Tüm kavramlar yalan dolan.

Biri hariç: Faşizm.

Yaşayan, büyüyen, hırıltıyla soluk alıp veren. Gözlerini üzerine diken. Faşizm.

Salı, Mart 15

Yetmez ama HAYIR!

Son dönemlerin "evetçileri" karşılarındaki insanları aptallıkla suçlarken bile aslında onları aptal yerine koymakta olduklarını farkedemediler.

Bu defaki evet, nükleer enerji için. Son iki günün başlıklarını bilerek Deutshe Welle'den aldım. Hem orada da nükleer santral tartışmaları sürdüğü, hem de Türk medyası şöyle, bilmem kim böyle yaftasından bir nebze uzak durabilmek için - ve tabii pratik bir nedenle, Türkçe sitesi olduğu için.



14.03.2011
Deprem, tsunami ve nükleer felaketin sarstığı Japonya’da tehlike büyüyor. Fukuşima nükleer santralindeki 3 reaktörde nükleer erime tehlikesi başgösterdi. Büyüklüğü 5'in üzerindeki artçı depremler devam ediyor.

Almanya Başbakanı Merkel Japonya'da yaşanan nükleer felaket üzerine, nükleer santrallerin işletme sürelerinin uzatılmasına yönelik yasayı askıya aldıklarını açıkladı.
Fukuşima Dayiçi nükleer enerji santralindeki tehlike büyüyor. Güvenlik sistemi iflas ettiği için soğutma mekanizması devre dışı kalan santralin üç reaktöründe nükleer erime tehlikesi baş gösterdi.

15.03.2011
Japonya'da radyasyon alarmı 
Fukuşima nükleer santralindeki patlamaların ardından radyasyon sızıntısı tehlikeli boyutlara ulaştı. Halktan, evlerinden çıkmamaları istendi. Rüzgâr, radyoaktif bulutları başkent Tokyo’ya taşıyabilir.

Türkiye'nin nükleer enerji açmazı 
Japonya'da nükleer felaketin eşiğine gelinmesi, dikkatlerin nükleer santral yapımı için kolları sıvayan Türkiye'ye çevrilmesine yol açtı. Hükümet geri adım atılmayacağını açıklarken uzmanlar kaygıların dile getirdi.

AB'den nükleer santrallere dayanıklılık testi
Japonya’daki nükleer santralde yaşanan radyoaktif sızıntı, AB’yi de harekete geçirdi. AB enerji bakanları nükleer santrallerin dayanıklılık testine tabi tutulması konusunda uzlaştı.

Japonya’da nükleer cehennem
Fukuşima Daiçi nükleer santralinde radyoaktif sızıntı sürerken, reaktörleri soğutmak için zamana karşı yarışılıyor. On binlerce kişiye evlerinden çıkmamaları uyarısı yapıldı. Tokyo için risk büyüyor.

Tokyo'dan kaçış başladı
Fukuşima Daiçi nükleer santralinden yükselen radyoaktif bulutun, Tokyo'ya yönelmesi üzerine başkenti terkedenlerin sayısı artıyor. Santrale yakın bölgede halka iyot hapları dağıtıldı.

15.03.2011 - Alman basınından özetler
Alman gazetelerinin yorum sütunlarında Japonya’daki doğal afet ve yol açtığı nükleer tehlike ile Almanya’daki nükleer santrallerin işletme sürelerinin üç aylığına askıya alınması kararı, ağırlıklı konuları oluşturuyor.

Cumartesi, Mart 12

Topuklu ayakkabı - kitap bağlantısı

Uzun zamandır geniş geniş kitapçı gezmemiştim. Kitap alışverişlerimin çoğunu internet sitelerinden yaptığım için de bu mutluluktan mahrum kalıyordum. Bugün bir arkadaşımla buluşmadan evvel birkaç saat vaktim vardı. Üç kitapçıya gittim. Rafları inceledim, kitaplara dokundum, evirdim çevirdim. Huşu! Öyle mutlu oldum, öyle mutlu oldum ki… Ben kitap almayı kitap okumaktan daha çok seviyorum. Bugün de öyle oldu. Eve getirdiğim gibi özenle çıkarıp masama diziyorum, tarih atıp adımı yazıyorum özene bezene. Bir kez daha okşayıp arka kapaklarını inceliyor, bazen rastgele sayfalar okuyorum.

Kitap torbalarını elime aldığımda bir şey fark ettim. Satın almayı kullanmaktan daha çok sevdiğim ikinci şey topuklu ayakkabı. Alıyorum, alıyorum, mest oluyorum, giymiyorum. Ev giyilmemiş topuklu ve okunmamış kitap cenneti. Hadi kitabı okuyorum geç de olsa. Neticede bayatlamıyor. Ama dolapta bir topuklular var ki, of. Hani 80’lerin şu zamandan bakıldığında düştüğü acizliğe düşmemişse de eli kulağında. Giymişim 2 kere. Moda dediğin tek dişi kalmış canavar diyip iplemiyorum sanıyor olabilirsin. Yalan! Gözün alışıyor devamlı gördüğüne, bir bakıyorsun ki o burun, o topuk modeli, o bant gözüne acayip gelmeye başlamış. Üstelik giyim zevkim hani koleksiyonları ayırırken "urban", "basic" falan dediklerine yakın. Bilmem ne desenli, kenarından attırgaçlı, boncuklu, fırfırlı, püfpüflü bir tane fantastik zımbırtım yok; sadecik ayakkabılar hepsi de. Bir, bilemedin iki sezon geçsin üstünden yadırgıyorsun. Okunmamış kitapların olduğu kitaplığın altındaki karton kutularda bekleşiyor bakire yavrucaklar.

Aşka geldim, ayağıma topuklu ayakkabı giyip kitap okuyacağım. (Aha hepten delirdi!) İkisi birarada çıksın da hevesimi alayım. Tutmayın beni! 

*****
Nihayet Stanislaw Lem'in yeni baskısını yapan -o da popüler olduğu için sadece Solaris- İletişim'e teşekkürler. (Teşekkür ediyorum ki, diğer kitaplarını da bassınlar.) İyi bilimkurgu iyi edebiyattır.

Çarşamba, Mart 9

Kar, bir öncekinin Ankara'sı.

Ocak sonu yağan kar bu. Dünü ve bugünü fırsat olursa yarın eklerim.

Bahçemiz burası,




Dışarısı burası,

Salı, Mart 8

DNS falı

Dns ayarlarını yapamadığım hiçbir yerden bloguma giremiyorum. Takip ettiklerimi, biraz readerdan yardım almasam, okuyamıyorum. Bu evim dışında her yer demek. Oysa yine biriktim ben. Çok biriktim. Ama içimden bir iki satır yazıvermek geldiğinde elimin altında blogum yok. -Acı çekmekten korkmuyorum demiştim, ne var ki korkmasam da acı orada. Elini yakınca ölmezsin belki ama, iyileşene kadar aklın elindeki sızıdadır. Acıyor.- Yazmak istediğimde ise blogum yok. Yasak kardeşim giremezsin diyor birileri. Acıtıyor. Başka hiçbir şey değil. Ne para kazanıyorum burdan, ne dizüstü edebiyatında parlatılacak elmalar listesinde adım var. Acıyor be, bağım var bu bytelarla benim!