Suçla ilgili bir sürü şey öğrettiler bize okulda. 3 sene boyunca geneli, özeli, usulü ile ceza hukuku. 6 sömestrlik ders yani ceza. Üstüne kriminoloji 1 yıl. Sonra adli tıp, 1 yıl da o. Herkes midesi bulanarak çıkmış soruları ezberlerken, ben kişisel manyaklığımdan, kitabını aldım okudum. Sonra staj, tekrar ceza hukukuna bakış, tekrar adli tıp. CMK eğitimi, tekrar. Bu defa not okumak yok, tepegözlü-slaytlı. İçlerinde folyo'nun da olduğu azımsanamayacak sayıda avukat dayanamayıp salonu terk etti. Bende manyaklık baki, en önden sorular sorarak takip ettim.
Hepsi tamam, sıcak iklimin suçluluğa etkisini, kadınların ve erkeklerin cinayete bakışlarını ve işleyişlerindeki farklılıkları biliyorum(z). Üstüne seviyorum cezayı, cabası. Raflarıma baktım şimdi: 2 adli tıp, 2 kriminoloji, 1 adli bilimler, 1 adalet psikolojisi, 1 çocuk suçluluğu kitabı var. Çoğu avukattan fazladır, o kadar cılız ki oysa. Bize hiç suçlu davranışı nasıl analiz edilir, suçlu psikolojisi nasıl işler öğretmediler. Ayrı ders olmalıydı. Yoktu. Bu eksiği barolar kapatmalıydı, kapatılmadı. Bu bir yük, tecrübeyle kapatmak zorunda olmak yükü. Ve bu yük, yükünün farkında olmayan tüm avukatların da sırtında.
Yükümle gittim sabah karakola. Suç darp denmişti telefonda. Şehir merkezine mesafesi 47,25 lira. Devletin alî olmadığı, varoşun da varoşu bir semt:
20'sine henüz girmiş Abuzer'in evrakı önümde. Bir eve girmiş, mahalleden. Kadın 75, kocası 80 yaşında. "Sular akıyor mu?" demiş, kadın tanıdığı için içeri almış. O sırada kocası gelmiş eve, içeri girmesiyle yere yapışıp bayılana kadar dayak yemesi bir olmuş. Tutanak bir olay örgüsü içermiyor, saat belirsiz, bir mantık sırası yok anlatımların. Adamı dövmüş Abuzer, altınları istemiş, adıyla sanıyla zikrederek 75 yaşındaki kadına tecavüz etme isteğini bildirmiş, adamı dövmüş, kadının eteğini ve külodunu sıyırmış, adamı dövmüş, altınlarını istemiş, sonra kendi pantolonu indirmiş, adamı dövmüş, altınları istemiş, malı mülkü çıkarıp masturbasyon yapmış ve kadının üstüne boşalmış. Sonra? Sonrası yok, altınları istemiş, adamı dövmüş, kadına tecavüz edeceğini söylemiş...
İşte karşımda Abuzer, gözü polis moru. Küçücük odanın içinde yalnızız. İrkilmiyorum desem, külliyen yalan. Nasıl yaklaşmam gerektiğini bilmiyorum. Elimden gelen tek şey sakin kalarak otorite kurmak.
- Ne oldu anlat Abuzer, bir de senden dinleyeyim.
- Kafa güzeldi, hatırlamıyom ki.
- Ne içtin, bağımlı mısın?
- Alkol aldık arkadaşlarla, otluydum, bi de şeker attım bi kaç. Güzeldim yani.
(Şeker, ecstasy olsa gerek, üstelik muhtemelen sahte, alkol dediği toplamda 3 büyük rakı.)
-Sonra ne oldu, niye o eve girdin? Öncesinden bir olayın mı vardı?
- Yok.
- Nasıl yok? Rastgele mi girdin?
- Yok... Evet, rastgele.
- Ee? Yok mu başka söylemek istediğin bir şey?
- Yok, hiçbir şey yok, hatırlamıyom ki. Eve girdiğimi hatırlamıyom, adama vurdum, sonrasını hatırlamıyom.
Ne yapılmalı? Ne yapmalıydım? Hatırlamıyorum demeyi seçmiş olması büyük olasılık çünkü. "Hatırlatmak" için çabalamadım, yönlendirici soru sormadım. Arkadaşlarıyla iddiaya girmiş bile olabilir. İtiraf ediyorum, tavrımda biraz da olayın niteliği etkili. Bu mesleki bir hata mıdır, evet.
Polis aradı şimdi, savcılıkta bekliyorlar. Düzeltmeden kalsın böyle, devamını sonra yazarım.
Sonra oldu, Abuzer artık tutuklu.
Nerede kalmıştım? Hmm, meslek ahlakına uygunluk: Yapabileceğimin tümünü değil de, yapılması gereken asgari savunmayı yaptım. Vicdanım öyle dedi. Eğer tüm kozlarımı oynasaydım Abuzer serbest mi olacaktı peki, kesinlikle hayır, yine tutuklanacaktı. Tutuklama kararı suçun niteliğine uygun, yani fiil, tutuklama gerektiren suçlar arasında (mı?). Abuzer kafayı bulup hedef gözetmeksizin oraya buraya her an saldırabilecek bir adam olmasaydı, sorgudaki savunma bu olacaktı öncelikle. Fiili cinsel saldırı değildir, (tasaddi ayrımı da bi acayip oldu gerçi ya, 102/1 falan, neyse girmiyorum ayrıntılara) gasba teşebbüs ve kasten yaralama isnatlarının bir arada yer alması doğru değildir vs vs.
Bu savunmaları kovuşturmaya bırakıp sadece polis şiddetini, gözdeki ekimozu tutanağa geçirtmekle yetindim.
Yine de tutuklanacaktı. Ama esasa yönelik savunma yapmadım, beylik lafları bile etmedim. Sonuç değişmiyor olabilir. AMA SAVUNMA YAPMADIM.
Bu da kendi hakkımda yarı yollu suç duyurusudur. Of.
Hepsi tamam, sıcak iklimin suçluluğa etkisini, kadınların ve erkeklerin cinayete bakışlarını ve işleyişlerindeki farklılıkları biliyorum(z). Üstüne seviyorum cezayı, cabası. Raflarıma baktım şimdi: 2 adli tıp, 2 kriminoloji, 1 adli bilimler, 1 adalet psikolojisi, 1 çocuk suçluluğu kitabı var. Çoğu avukattan fazladır, o kadar cılız ki oysa. Bize hiç suçlu davranışı nasıl analiz edilir, suçlu psikolojisi nasıl işler öğretmediler. Ayrı ders olmalıydı. Yoktu. Bu eksiği barolar kapatmalıydı, kapatılmadı. Bu bir yük, tecrübeyle kapatmak zorunda olmak yükü. Ve bu yük, yükünün farkında olmayan tüm avukatların da sırtında.
Yükümle gittim sabah karakola. Suç darp denmişti telefonda. Şehir merkezine mesafesi 47,25 lira. Devletin alî olmadığı, varoşun da varoşu bir semt:
20'sine henüz girmiş Abuzer'in evrakı önümde. Bir eve girmiş, mahalleden. Kadın 75, kocası 80 yaşında. "Sular akıyor mu?" demiş, kadın tanıdığı için içeri almış. O sırada kocası gelmiş eve, içeri girmesiyle yere yapışıp bayılana kadar dayak yemesi bir olmuş. Tutanak bir olay örgüsü içermiyor, saat belirsiz, bir mantık sırası yok anlatımların. Adamı dövmüş Abuzer, altınları istemiş, adıyla sanıyla zikrederek 75 yaşındaki kadına tecavüz etme isteğini bildirmiş, adamı dövmüş, kadının eteğini ve külodunu sıyırmış, adamı dövmüş, altınlarını istemiş, sonra kendi pantolonu indirmiş, adamı dövmüş, altınları istemiş, malı mülkü çıkarıp masturbasyon yapmış ve kadının üstüne boşalmış. Sonra? Sonrası yok, altınları istemiş, adamı dövmüş, kadına tecavüz edeceğini söylemiş...
İşte karşımda Abuzer, gözü polis moru. Küçücük odanın içinde yalnızız. İrkilmiyorum desem, külliyen yalan. Nasıl yaklaşmam gerektiğini bilmiyorum. Elimden gelen tek şey sakin kalarak otorite kurmak.
- Ne oldu anlat Abuzer, bir de senden dinleyeyim.
- Kafa güzeldi, hatırlamıyom ki.
- Ne içtin, bağımlı mısın?
- Alkol aldık arkadaşlarla, otluydum, bi de şeker attım bi kaç. Güzeldim yani.
(Şeker, ecstasy olsa gerek, üstelik muhtemelen sahte, alkol dediği toplamda 3 büyük rakı.)
-Sonra ne oldu, niye o eve girdin? Öncesinden bir olayın mı vardı?
- Yok.
- Nasıl yok? Rastgele mi girdin?
- Yok... Evet, rastgele.
- Ee? Yok mu başka söylemek istediğin bir şey?
- Yok, hiçbir şey yok, hatırlamıyom ki. Eve girdiğimi hatırlamıyom, adama vurdum, sonrasını hatırlamıyom.
Ne yapılmalı? Ne yapmalıydım? Hatırlamıyorum demeyi seçmiş olması büyük olasılık çünkü. "Hatırlatmak" için çabalamadım, yönlendirici soru sormadım. Arkadaşlarıyla iddiaya girmiş bile olabilir. İtiraf ediyorum, tavrımda biraz da olayın niteliği etkili. Bu mesleki bir hata mıdır, evet.
Polis aradı şimdi, savcılıkta bekliyorlar. Düzeltmeden kalsın böyle, devamını sonra yazarım.
Sonra oldu, Abuzer artık tutuklu.
Nerede kalmıştım? Hmm, meslek ahlakına uygunluk: Yapabileceğimin tümünü değil de, yapılması gereken asgari savunmayı yaptım. Vicdanım öyle dedi. Eğer tüm kozlarımı oynasaydım Abuzer serbest mi olacaktı peki, kesinlikle hayır, yine tutuklanacaktı. Tutuklama kararı suçun niteliğine uygun, yani fiil, tutuklama gerektiren suçlar arasında (mı?). Abuzer kafayı bulup hedef gözetmeksizin oraya buraya her an saldırabilecek bir adam olmasaydı, sorgudaki savunma bu olacaktı öncelikle. Fiili cinsel saldırı değildir, (tasaddi ayrımı da bi acayip oldu gerçi ya, 102/1 falan, neyse girmiyorum ayrıntılara) gasba teşebbüs ve kasten yaralama isnatlarının bir arada yer alması doğru değildir vs vs.
Bu savunmaları kovuşturmaya bırakıp sadece polis şiddetini, gözdeki ekimozu tutanağa geçirtmekle yetindim.
Yine de tutuklanacaktı. Ama esasa yönelik savunma yapmadım, beylik lafları bile etmedim. Sonuç değişmiyor olabilir. AMA SAVUNMA YAPMADIM.
Bu da kendi hakkımda yarı yollu suç duyurusudur. Of.
Sen ne dersen de, iyi bir avukatsin. Butun bunlarin kafanda dolanmasi bile ona isaret.
YanıtlaSilGecen gun bir bilim dergisinde okuduguma gore, alkollu davranis tamamen psikolojik ve kulturelmis. Yani buyuk bir gruba deney yapmislar. Alkol alanlar ve alkol aldigini sananlar. Kulturel olarak alkol kendinden gecmeyi, istedigini yapmayi imkanli kiliyorsa, o kulturun cocuklari suyu alkol diye icip feci halde dagitiyorlarmis. Diger kulturler, mesela dagitmak onlarin kulturunde sadece sarki soylemekse, suyu alkol diye icip sarki soyluyorlarmis.
Sanirim alkol kullanip dagitmak, macoluk etmek, icindeki seytani cikartmak bizde de var.
Bu deneyler, arastirmalar durusma odalarina girseler, kimse alkolluydum, affedin diyemez.
www.elifsavas.com/blog
O of'tan ben de demek istiyorum bir tane! Bilemedim ne yapilir. Ve sizin uzerinizdeki o sorumluluk ne denli buyuk. Hem de gorevinizin ayrilmaz bir parcasi, ve buna ragmen buna dair bir egitim almamaniz, korkutucu. Doli, sen, iyi ki dusunuyorsun, iyi ki boylesin. Keske butun avukatlar, savcilar, hakimler boyle olsa. Keske hepimiz boyle olsak hatta.
YanıtlaSilBelki bu ders konusundaki dusunceni yetkili bir merciye bildirebilirsin, ne dersin?
Bu arada Elif'in bahsettigi alkol alinca sapitma - kultur iliskisi de epey ilgincmis. Peki o deneyde gercekten alkol alanlar ne yapmislar acaba; Elif onu da yazabilir misin acaba, rica etsem, sirinlik yapmsam:) ?
bildirdik tavşan bildirmeye de, kim hangi öneriye kulak asmış ki...
YanıtlaSilelif'in bahsettiği araştırmayı bilmiyorum, ama bir tür placebo etkisi bu da. alkol ve su aynı sonucu verecektir yani.
okuldan bir arkadaşım içinde votka olduğunu sanarak portakal suyuyla zil zurna sarhoş olmuş, yıllarca dalga konusu olmuştu. herkesin bardağına votkayı koyan arkadaş, onun bardağını atlamış meğer. yaşanmış örnekleri günlük hayatta da var yani.
alkollüydüm, affedin zaten denmiyor. kendi iradenle sarhoş olmuşsan hiçbir önemi yok sarhoşluğun. hatta bir de ek "mütecaviz sarhoşluk" var. :)
burada bakılan sadece Abuzer değil bence... bu tarza bir bakış, Abuzer'in tutuklu olması bizi rahatlatıyor mu? Abuzer'i kurtarmanız(?) sizi daha iyi iş bilen kişi haline mi getirecekti, yoksa... bu tedhiş unsurlarının yanında olan ve zarar görmeyeceğini düşünen kişi olarak daha rahat bir hayat sürmenizi mi sağlayacaktı? bu zat bu eylemi yapar iken bilincini kaybetmesi ile bir muafiyet kazanıyor mu? ki bu soru diğer bir çok soruyu da içinde barındırıyor...insan bilgisini kendisine zarar veren insan içinde kullanabilir değil mi?ABUZER sadece bir isim, bu insanlar gibi çok, bu insanlar dediğimiz; antisosyal kişilik bozukluğu olan kişiler. yaptığının ayırdında olamayan ve başına geleceğin farkında olmayan kişiler.şu anda bir sonuca varamadım zira bu yargıya ait bir karar, ama psikiyatri bu tip vakalar da gerekli tedbiri almakla mükelleftir, ama 'suçlu' sevk edilirse...ve suçlu cezai ehliyeti tam yani'cet' alırsa bu suçunun cezasını çekecek demektir, aksi durum da -46'lık yok artık- 36 ve 32 gibi durumlar söz konusu, hiçbir neden diğer insanlara zarar vermek için bir neden teşkil edemez,hastalık harici-nevroz,psikoz-,yani birey bugün çok içtim , annem öldü,tecavüze uğradım gibi nedenlere dayanarak diğer kişi ve kişilere zarar veremez, amma burada cezayı hafifleten unsurlar vardır onlarda bu cürmü işlediğin kişi ile alakalıdır, bu da sana bu suçu işleten kim?vaka Abuzer ise 'hayat bu' demek yanlış, Abuzer içeride 'kader kurbanı' olarak kalacak,tecavüze uğrayacak ya da bu eylem de bulunacak, Abuzer korkmayı öğrenecek, 'self punıshment' kararların kendisine nasıl döndüğünü görecek, ve daha daha daha diyecek. belki de kim bilebilir..?
YanıtlaSil@isimsiz, hoşgeldiniz, yorumunuz beni çok memnun etti, teşekkür ederim.
YanıtlaSildert yandığım elbette Abuzer değil, olay değil, olgu. durum, "onlar" ve "kültürleri".
bağımlılarda gelişen psikolojik bozukluklar konusunda yeterli bilgim yok. (ya da tam tersi, bozukluk olanlarda mı bağımlılık gelişir?) şimdiye kadar ki gözlemlerime göre; bağımlı müvekkillerimden yalnızca birinde cezai ehliyeti etkileyecek boyutta bir algılama eksikliği ve psikolojik bozukluk vardı. hikayenin ana hatları burada.
demem o ki, Abuzer'in psikolojik durumunun iyi olmadığı açık, ama cezai ehliyetini etkileyecek bir durumu olduğunu düşündürecek bir hali de olmadı.
fiili işlediği esnada suç işlediğinin bilincinde ve fiilinin sonuçlarını kavrayabilir durumda idi. en azından benim kanaatim bu yönde. yazıda yakındığım gibi, bu konuda bir eğitimim yok, 30-35 kişilik dar bir grubu oluşturan bağımlı müvekkillerimden öğrendiklerimle yapıyorum bu yorumu.
"annem öldü,tecavüze uğradım gibi nedenlere dayanarak diğer kişi ve kişilere zarar veremez, amma burada cezayı hafifleten unsurlar vardır onlarda bu cürmü işlediğin kişi ile alakalıdır, bu da sana bu suçu işleten kim?" demişsiniz, çok doğru ama bu dediğiniz haksız tahrikle ilgili. olayda bu yok.
yazının asıl yakınışı büyük ölçüde bununla ilgili "Abuzer içeride 'kader kurbanı' olarak kalacak,tecavüze uğrayacak ya da bu eylem de bulunacak, Abuzer korkmayı öğrenecek, 'self punıshment' kararların kendisine nasıl döndüğünü görecek, ve daha daha daha diyecek. belki de kim bilebilir..?"
evet, suçlunun tretmanı yok cezaevlerinde, bilenip çıkıyorlar. asıl cezayı kesen de cezaevi kanunları oluyor.
Abuzer'i kurtarmak beni daha işi bilen avukat haline getirmeyecekti. iş bilir davranarak "çıkardıklarım" da oldu, ama her dosyanın koşulları farklı. Abuzer'in tutuklanmasına itiraz ettim bu yazıdan bir kaç gün sonra, belli ölçüde savunma yaptım, rehabilitesini talep ettim. bu olay öyle bi olay ki, avukatı Faruk Erem hocam olsa da tutuklanırdı sanırım. burada sorguladığım bu değil yani. ve kesinlikle evet, tutuklu olması daha iyi hissettiriyor. dışarda olması herkes kadar benim için de, hatta belki konumum nedeniyle özellikle benim için "daha güvenli".
açık olan tek nokta var ki;
Abuzer'in yeri aslında cezaevi değil, bir arınma, bağımlılıktan kurtulma merkezi. herkesi bir yerlere tıkıştırmak tozu halının altına süpürmek demek. topluma kazandıramıyoruz bağımlılıları. derdim, kendimi, mesleği sorgulamam biraz da bundan.
yorumuma bu kadar çabuk karşılık gelmesi ve alınganlık yapılmaması beni çok sevindirdi, en baştan bunun için teşekkür ederim... ve olaya bakışını üşenmeden tekrar aktardığın içinde teşekkür... bu tip vakalarda kişileri tanıdıkça insan objektif bakışı kaybeder ve an gelir 'ee kardeşim sende adamı biliyon bulaşmasa idin', 'kapıyı açmasa idin' vb. daha nice yaklaşımlarda bulunmaya başlar. bu da hem kişi, hem de toplum için en kötü olanıdır, zira burada ki anlamsız -aptalca- tevekkül enteresan bir kaderciliğe denk gelir; bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, ha bir de bu yılan bana dokunmasın bak ben onu anlıyor ve hak veriyorum, ah yazık kim bilir neler çekti...gibi yorumlarla başa gelen çekilir bırak garibi gibi sözlerle madur/lar teselli edilir. bu durum biraz daha yakınımızdakilere geldiğinde, allahından bulsun, ben zaten biliyordum vb. yorumlar...ama kendi başımıza geldiğinde ise bunları asacaksın, yok bir de hapse atıp benim vergimle mi bakılacak diye ahkam keseceksin, elbette burada birinci şart hayatta olmandır... bunların hiç birisi objektif değildir, empati yoksunu bencil düşüncelerdir, adama sorarlar madem yazık diyorsun onun için ne yapmak istersin... evet burada yaşanan budur, toplum aşırı bir şekilde bencilleşme yaşamakta ve sindirilmiş, bastırılmış ya da biyolojik temelli kişiler hastalanmaktadır... en zalimler en korkaklardan, en fazla sindirilmişlerden, en zavallılardan çıkar...(tarihte pekçok örnek vardır, en travmatik olanı hitler) sizin de belirttiğiniz gibi bu insanlar tedavi edilebilir, topluma kazandırılabilir ve bu yapılmalıdır da, çünkü burada bireyin kendisi tüm temas ettiklerini de yok etmektedir ve bu durum sirayet eden bir olgu olduğu için toplumumuzda gizli olan şiddet aşikar bir hal almıştır. böyle bir vakada birey kahvede kağıt oynar iken arkadaşına saldırır ve yaralar, hakkında biraz araştırma yapılınca bu kişinin güçlü bir babadan geldiği, evlilik hayatının kötü seyrettiği ve üst fanatiklik düzeyinde taraftar olduğu görülür...kendisi ile diyaloglarda doktorlara aşırı saygılıdır ve haklılığını savunmaktadır ta ki kendisine baştan örtülü ve sonrasında onun ısrarları sonucu açıklanan durumuna kadar... bu açıklama aşağı yukarı şöyledir; '' tamam siz ısrar ettiğiniz için durumunuzu size aktaracağız yalnız bu tip durumlarda belli bir şablon yoktur ama genel tablo bu tip vakaların bastırılmış bir eşcinsellik, erkekliğini ispat altında aslında hem cinsi sınama gibi durumlar olduğunu gösterir tabi bu genetik olduğu kadar birayin geçmişte yaşadıkları ile de alakalıdır.'' karşı taraf baştan anlamaz ama çok kısa bir an sonrasında şok olur ve anında yetkin ağızın söylediğine odaklanır, kendi içini tarar ve tüm bu yaptıklarının tersini yapar hale geçmek için karar alır... tabi bu örnek vakanın kendine has bir durumdur, sonrasın da yapılan görüşmelerde bireyin bu anksiyeteyi içinde yaşatmadığı gözlenir, kısaca bu 'placebo' durum vakada hayırlı bir sonuca neden olmuştur. demek istediğim sizin de belirtiğiniz gibi bu vakalar topluma kazandırılabilir ve kazandırılmalıdır da, sadece daha bilinçli bir bakış ve profesyonel bir yardım ile... sözün kısası hem fikiriz sayın DOLI INCAPAX, daha farklı konuları paylaşmak üzere kendinize iyi bakın...iyi çalışmalar...
YanıtlaSililginiz için asıl ben teşekkür ederim. alınganlık konusunda ise, alınmamı gerektirecek bir şey vardı yazıda da ben mi göremedim acaba? :))
YanıtlaSilgörüşmek dileğiyle...