Pazartesi, Kasım 17

Önce bir itiraf, Ece Temelkuran yeryüzünde kıskandığım tek insan! Bugüne kadar ne bir arkadaşımı, ne bir sevgilimi, ne de, ne bileyim, Nicole Kidman'ı kıskandım. Ama Ece Temelkuran'ın bakışını, birikimini ve uslubunu kıskanıyorum. Aynı eğitimi aldık da ben niye böyleyim! Okulla olmuyor bu işler işte!
Eski tarihli bir röportajını okudum az evvel. Aşkı anlatmış (bak işte okuyunca kelimesi kelimesine "budur" diyorum, ben öyle net ve güzel ifade edemiyorum.). Diyor ki,
"Özgür (Mumcu, eşi) benim kahramanım. Bu yani... Hala garip tınlıyor "eşim" deyince. Sanırım o bu hayatta bu kadar ışıklı kalabildiği için benim kahramanım. Olağanüstü bir zekası ve şiirli bir kavrayışı vardır. Ve evet, pek de yakışıklıdır kendisi. Ama sadece buna aşık olmuyorsun aslında. Birine, sendeki seni ortaya çıkarttığı için aşık oluyorsun. Sendeki hayatı yeniden başlattığı için. Uzun bir uykudan uyanmak gibi. O masallar doğru belki de. Uyuyan Güzel ya da canavarları öldüren prensler... Aslında hala canavarları öldüren adamlara aşık oluyoruz. Bir kadının her zaman korkuları vardır, canavarları. O canavarları alt ediyorsa bir adam hayatının içine giriyor ve orada kalıyor. Uyanıyorsun bir bakıma. Benim için öyle oldu. Aşk, sonsuz ve derin bir uyanıklık haliydi. ...
Ama hayatta düşünen, yazıp çizen ve derdi tek taş yüzük olmayan her kadının kendine göre bir ilişki ideali vardır. Ben o ilişkiyi Özgür’le yaşayabileceğimi gördüm. ...
Yanında kendim gibi olabileceğim bir adam gelecek mi? Geldi. Sevdiğin adamın ya da kadının sana yalan söylemesi kötüdür ama bence bir insanın kendine ihanet etmesi bundan daha beter bir şey. Onun bedelini ödemek çok daha zor. Kadınlar ya aldıkları eğitim, ya baba ya da anneden gördükleri yüzünden çoğu kez kendilerini kapatan adamları seçiyorlar. Sonra da hayatını o adama göre kurguluyor, kendini eksiltmek zorunda kalıyorlar. Çünkü kendin gibi olmana, rahat olmana izin veren adamlar, kıymetsiz bir kulüp gibi. Komedyen Groucho Marx’ın "Beni kabul eden kulübe neden girmek isteyeyim ki" sözünde olduğu gibi. Benim, asıl kıymetli olanın bana ben olmam için alan tanıyan adam olduğunu anlamam da zaman aldı tabii. İçinde kendi "evin" olan bir evlilik. Evliliğe inanmayan insanların evliliği denemesi devrimci bir şeydir bana sorarsan."

9 yorum:

  1. Ya bizim okuldan mezun olup da okumaya, yazmaya, sosyal konulara, hayata, insana duyarlı olan hele ki kadınsa herkeste bir Ece hayranlığı/kıskançlığı var galiba:)

    "Ondan daha iyisi olursun belki" dedi geçen bana birisi, ben de sana söyleyeyim:) Seni de severek okuyoruz dolicim, üzülme sen...

    Ne istediğini bilen insanlar istedikleri yere geliyor. İnsan kendine bu soruyu sormalı belki de içten bi şekilde. Ben gerçekten ne istiyorum?

    Bi de şu cümleyi çektim cımbızla,
    "Sevdiğin adamın ya da kadının sana yalan söylemesi kötüdür ama bence bir insanın kendine ihanet etmesi bundan daha beter bir şey"

    "Ben bunu nasıl yaptım"larla yaşamak... bunlarla nasıl barışılacak kimbilir? İşin kötüsü her seferinde kendine bir daha asla kendime ihanet etmeyeceğim sözleri verip verip yenilmek... aman ya... zor iş zor...

    YanıtlaSil
  2. "Sonra da hayatını o adama göre kurguluyor, kendini eksiltmek zorunda kalıyorlar."
    Evet, çoğu zaman eksildiğinin bile farkına varmadan hem de...

    YanıtlaSil
  3. İNSANIN KENDİNE İHANETİYLE İLGİLİ YİNE ECE TEMELKURAN'IN ŞÖYLE BİR YAZISINI OKUMUŞTUM:


    ''Şimdi bugün konuşacaksam eğer,hayatın tam burasında,ilişkilerle lgili bildiğim tek bir şey var:
    İnsan hayatı boyunca bir ''doğru'',bir de ''yanlış'' ilişki yaşamalı.
    ''Doğru'' olanda sırf doğru olduğu için kalmamayı,''yanlış''olandan sırf yanlış olduğu için gitmemeyi görmemeli.Bunları birkez yaşayınca da gerie öğrenilecek pek birşey kalmıyor zaten...
    şimdi,bugün konuşacaksam eğer ,ilişkilerle ilgili,en zor şey şudur bana göre:
    Bittiğinde gitmek,gidiyorsan ya da gidiyorsa bitirmeyi becermek.
    sürdürülebilir aşk,süedürülebilir ilişki var mıdır?

    Yok diyenler bunu yaşayamayanlar;var diyenler de bundan başka bir şey yaşamaya cesaret edemeyenlerdir çoğu kez.çok acımasız bir hakikattir bu maalesef.Buyüzden işte,iki taraftan herhangi birinin inandırıcılığı yoktur,hiçbir zaman olamaz..

    Bütün bu hayatta ,bütün bu ilişki bahsinde önemli olan,hep geçerli olan tek bir kural var bana kalırsa :
    KENDİNE İHANET ETMEYECEKSİN!
    Başkasına bile ihanet edebilirsin ama kendine asla.Git diyorsa için gideceksin,kal dedi mi, duracaksın.
    çünkü en büyük acıyı ,en büyük sızıyı, insan kendine ihanet edince yaşıyor.kim bilir ,belki bunun ne önemli bir şey olduğunu analamk için insanın kendisine bir kez ihanet etmesi gerekiyor.insanlar ,bunca akla,
    bunca kitaba rağamen hala deneyerek,elini yakarak,dizini yaralayarak öğreniyor...
    Bir de şu var tabi:
    Eğer insanoğlu hep bu kadar nafile denemeden sonra bugün insan ilişkisi diye bir şey kalır mıydı?

    İnsan şimdiye kadar çoktan ,aslında hep tek başına yaşayan bir canlı olduğunu kabullenmiş olurdu.ilişkiler üzerine böyle yazılar da yazılmazdı o zaman,yenileri hiç akla gelmezd..

    Kim bilir ? belki bir gün birileri yeni birşey diyecektir''

    YanıtlaSil
  4. karşı cinsten olsam da aynı ortaokulda okumuş ve o zamandan onu bilen biri olarak ben de benzer hisler içindeyim. ama daha çok nasıl bu kadar iyi diye değil de nasıl buralara geldi diye.

    YanıtlaSil
  5. oza he falla doğrusun. üzülmeyelim di mi :D

    folyo'ya yanıtsızım.

    eti puf bu da çok güzel bir yazıymış, hakikaten üşenmemişsin, sağol :)

    simon kesin torpili vardır di mi, hiç sıkmayalım biz canımızı boşveer :D

    ne zaman bloguna girsem boondock saints geliyor aklıma bu arada :D

    YanıtlaSil
  6. Çok uzun mesele be. Buraya ayrıntılarıyla yazmak özel hayatın mahremiyetine saygısızlık olacağı için kısa kesilecek. Sen Daliye istanbula, o ispanyanın göbeğindeki herhangi bir sergiye gidecek. "zade"lik heryerde. Üstelik üzülme; sadece köşe yazısı yazabiliyor. Güzel hatta muhteşem cümleler kurabiliyor, ama tamamlayamıyor. Üç film birdende araya parça atıyormuş gibi bir hisse kapılıyor insan. Parçaların güzelliği-olağanüstülüğünü teslim etmek gerek. Lakin bütünlük süreklilik yok gibi. Kitap yazamıyor örneğin, roman yahut öykü de. Senin "köşe" yazıların onunla boy ölçüşecek, hatta onunkileri dövecek niteliktedir. Hatta sen bi roman yazsan, boyumuzun ölçüsünü biliriz. Bu arada "oevrimci" evlilik beş ay sürmüş, demiştim ben bir bütün olarak yazamadığını-yaşayamadığını;)

    yürü sen bildiğin yoldan...

    m

    YanıtlaSil
  7. @m, bir insan ne kadar şımarabilirse, o kadar şımardım şu anda. okkadar yani!

    öte yandan, ece temelkuran ile ilgili "kıskançlıklarımın temeli", yani bakış açısı artık beni tatmin etmiyor ne yazık ki. ermenilerden özür dilediği için, (yani sandığın kadar soldan bakamadığı için) ağrı'nın derinliğinin kayda değer bir düşünsel derinliği olmadığı, çok kapıyı açık bıraktığı (ve aslında bu açıkları kendisinin bırakmadığını düşündüğünü düşündüğüm) için.

    kısaca, milliyetçi bir yön gördüm ece'de, belki mini mini bir yön, ama battı gözüme bir kere, ne yapayım.

    YanıtlaSil