Perşembe, Ekim 25

Resim

Ben eskiden resim yapardım. Nonfiguratif dedikleri şeylerden. Daha doğrusu o dediklerinin yandan yemişi, bişeye benzemeyeni. Bir objeyi resmetmekle işim olmadı hiç, böyle bir yeteneğim olduğunu da sanmam. Op-art dedikleri sınırsız cazibeye sahip gözümde, ama o da yeteneğimin çok çok ötesinde. Renklerle oynamayı seviyorum sanırım daha çok. Karıştırmayı, tonlarıyla oynamayı, dizmeyi. Yıllardır elime fırça almadım, evde bir çekmecenin içinde kurumuş kavanoz ve tüpler var sadece, hemen yanındaki dolabın altında toz içinde kağıtlar.

Bu elime fırça almadığım yılların içindeki bir yıllar öncede de, kitap okurken bir gün canım karınca çizmek istedi. Ama nasıl bir isteme, yıllardır mantı yememişim de aşermişim gibi. Ne kara kalemle, çizimle, ne de objelerle işi olan ben, iki karınca bir örümcek çizdim rahatladım. Neye benzedi, neye benzemedi bilemem ama rahatladım, mutlu hissettim. Bi kaç gündür aklım yine resimde, yıllardan sonra. Bugün, tüm günümü suluboya teknikleri, guvaş teknikleri vırt zırtı arayarak geçirdim. Yağlıboyalardan iş çıkmaz da, guvaşlar barışır mı acaba benle suyu görünce? Pazar günü fırçaları bi yıkayayım bakalım. Bir kaç ısınma turundan sonra yıllardır aklımda olan safhaya geçerim belki, hani şu eski sandığın üstünde uzanan boş duvarı desenlendirmeye. İçine ettiğim, üç beş kağıtla bir duvar oluversin canım.



Bu, Escher'in benimkinden farklı olarak karıncaya benzeyen karıncası.

Böyle atıp tutmam yanıltmasın, akımlar, teknikler şunlar bunlar, anlamam ben, aşar benim çapımı. Buraya sık sık resim koyuyorum, çok sevip de koymadıklarımdan birine denk gelsin bu da.

Soyut resmin pirinden, en ünlü tablolarından biri,



Vasili Kandinski - Succession

"Şimdi de sevilen parçalardan birinde sıra, Serdar Ortaç'tan geliyor, dansöz" der gibi oldu, en iyisi oralı olmayalım. İlgilenmezsek söyler söyler, gider. (İyi halt ettim, takıldı şimdi aklıma "binnnerce daağnsööğz var")

0 yorum: