Hayat denen şey bu mu? Hep bişeylerin peşinden koşmak, hiç yetişememek? Asla gerçekte olmak istediğin yerde, ihtiyaç duyduğun, sana ihtiyacı olan insanların yanında olamamak. Olsan bile geç kalmış olmak, daima birşeyleri kaçırmak. Bu aslında hayatın kendisini ıskalamak değil midir? Bir zamanlar bir söz duymuştum; "soru işaretlerinin kanca şeklinde olması hayata tutunabilmemiz içindir" diye. Peki ya çok soru işareti birikmişse? Hayatı, hayatımı delip etime batmaya başlamışsa? Ara vermeli mi sorgulamaya, yoksa tüm cesaret toplanıp saldırılmalı mı umarsızca? Tüm görmüş geçirmişliğimin -artık ne varsa kenarda köşede yığılmış- fon müziği Portishead olmuşsa? Ve ben bundan haz almaya başlamışsam n'olacak?
Kanıksamak ne acı bir sözcük. Aynı zamanda da insanoğlunun neslini sürdürmesini sağlayan -belki de- yegane aracı. Her koşula uyum sağlamak, unutmak, derinlere gömüp üstünü örtmek, alışmak, hep farklı bir nokta belirleyip uzaklarda ona doğru koşmak. Ve daha koşarken ilk adımı nerede attığını unutmak...
Kanıksamak ne acı bir sözcük. Aynı zamanda da insanoğlunun neslini sürdürmesini sağlayan -belki de- yegane aracı. Her koşula uyum sağlamak, unutmak, derinlere gömüp üstünü örtmek, alışmak, hep farklı bir nokta belirleyip uzaklarda ona doğru koşmak. Ve daha koşarken ilk adımı nerede attığını unutmak...
İstemesem de takım elbise giyiyorum; makyaj yapmıyorum, ama çantamda hep tam takım makyaj malzemesiyle geziyorum. Her an gerekebilir çünkü yüzümü boyayıp örtmek. Yanaklarım pembe olmalı. Kirpiklerim uzun ve siyah. Bu muyum peki ben? Hayır. Asla da olmadım. Yüreğime batan kancayla devam ediyorum yürümeye. Hepsi bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder