Perşembe, Şubat 7

La Haine, yine

Sobe Erol'dan gelmiş. Unutamadığımız film repliği yazcakmışımız Folyo'yla. Ben başlayayım bismillah. Önce bi kaçamak, aha da geçenlerde buraya High Fidelity'den yazmışım zati.

Ama unutamadığım diyince, has filmimin, has baş - son "oturtması" geliyor aklıma. La Haine - Protesto. Vinz, Über, Said. Dandik ve hatta doğaçlama çevirimle,
Film başlar,
"Gökdelenden düşen adamın öyküsünü bilir misiniz? Düşerken her katta tekrarlar: 'Buraya kadar her şey yolunda... Buraya kadar her şey yolunda... Buraya kadar her şey yolunda... Kaç 'kat' kaldı ömrümde? Buraya kadar her şey yolunda... '
Önemli olan düşüş değil, yere nasıl çarptığındır."



Bu başlangıcı filmde Hubert tekrarlar:
"Heard about the guy who fell off a skyscraper? On his way down past each floor, he kept saying to reassure himself: So far so good... so far so good... so far so good. How you fall doesn't matter. It's how you land! "
(Sanırım kendi halime bırakılınca burasını münferit bir La Haine bloguna dönüştürme potansiyelim var.)

"Bizim elemanlar" umumi helada tartışmaktadır. Polise silah çekilmiş, zor bela kaçılmıştır. Yalnız olduklarını sanan elemanlar, kabinden gelen sifon sesini duyarlar. Yaşlı bir adam çıkar tuvaletten, lafa başlar, zoraki kibarlaştırmanın manası yok:
"Güzelce sıçmak gibisi yoktur! Tanrıya inanır mısınız? Yanlış soru! Tanrı bize inanır mı? Bir zamanlar Grunwalski adında bir arkadaşım vardı. Birlikte Sibirya'ya yollanmıştık. Sibirya'daki çalışma kamplarına sığır vagonlarıyla gidilirdi. Günlerce, tek bir canlı görmeden buzlu steplerde yol alırdınız. Isınabilmek için birbirinize sokulurdunuz. Ama sıçmak, kendini rahatlatmak zordu. Bunu trende yapamazsın ve tren sadece lokomotife su almak için durur. Grunwalski utangaçtı. Beraber yıkandığımızda bile bozulurdu, onunla dalga geçerdim. Neyse, tren durduğunda herkes raylara sıçmak için atlardı. Grunwalski'ye o kadar sataşmıştım ki, tek başına uzaklaştı. Tren hareket etti, kimseyi beklemezdi, herkes trene atladı. Ama Grunwalski'nin bir problemi vardı: Çalıların arkasına gitmişti ve hala sıçıyordu. Sonra onu çalıların arkasından gelirken gördüm. Elleriyle pantolonunu çekiyordu, treni yakalamaya çalışıyordu. Grunwalski'yi tutmak için elimi ona doğru uzattım. Ama her yetişişinde elini bırakınca pantolunu dizlerine kadar düşüyordu. Durup toparlanıyor, pantolonunu çekiyor, tekrar koşmaya başlıyordu. Yetiştiğindeyse pantolonu tekrar düşüyordu."

Bizim eleman Said sorar:
"Sonra ne oldu?"

"Hiçbir şey. Grunwalski... donarak öldü. İyi günler."

Yaşlı adam gider, bizim elemanlar adamın bunu ne demeye anlattığına takılır.



Bu arada, bu filmi hala izlememiş olanlar bulundukları yere çömelip iyice düşünsün ve utansın!
And the oscar goes to: QM!

7 yorum:

  1. evet evet!
    yav skoer, sen bırak şimdi bobu mobu da, sigara yakıldı mı, markete gidildi mi, fasulye alındı mı ondan haber ver. QM kafa salladı, ama zerrece uygulamadı gibime geliyor taktikleri. :)

    YanıtlaSil
  2. :)
    valla şu an ancak soğan-ekmek alabiliyorum. hal böyle olunca da kimsenin yanına yaklaşılmıyor valla.

    hayır yokluktan değil hani. luk-hleb, ancak ikisinin adını öğrenebildim henüz.

    yoksa çok feci aklımda.

    YanıtlaSil
  3. adam 'direkt connection' okuyor. ne gerek var taktiğe maktiğe.

    YanıtlaSil
  4. ahanda instınt mesıcing hızında yorum geldi.

    soğan çorbası tarifi al. hemmmenn.

    YanıtlaSil
  5. bu cimeyl de pek hızlı canım.

    hmmm soğan çorbası. dur bakiim çorba ne demekmiş? fiyuuuuuv.

    YanıtlaSil
  6. şimdi hepimiz birer yayın organı sayılırız di mi.
    Sayın QM size söz hakkı doğdu, isterseniz programa bağlanabilirsiniz.
    o ne hem? direkt konekşın?
    endirekt faul var orda benden demesi.

    YanıtlaSil