Zimbardo'nun hapishane deneyinden 10 yıl kadar önce, Milgram tarafından, savaş suçlusu Nazilerin "Ben emirleri yerine getiriyordum." savunmalarından yola çıkarak bir deney yapılmış. Cezalandırmanın öğrenme üstüne etkilerini ölçtüklerini zanneden deneklere, ezberlemesi gereken kelimelerde hata yapan kişiye hata başına artan dozlarda elektrik vermeleri söylenmiş.
Milgram'ın deneyi, kanımca, Zimbardo'nun deneyinden çok daha ürkütücü. Her iki deneyde de deneklerin kendilerini rollerine fazlaca kaptırdıkları düşünülürse, hapishanede deneyin odağı suç, suçluyla mücadele, insandışı uygulamaya başkaldırma ekseninde. İnsanoğlunun şiddet uygulamayı yüzyıllardır meşru gördüğü bir alan. Oysa Milgram'ın deneyinde ne böyle bir kapatılmışlık, ne de böyle yoğun bir baskı unsuru var. Denekler öğretebilmek için elektrik vermeyi kabulleniyorlar. Bu iki deneyin ortak paydaları var elbette.
"Deney düzeneği kabaca şöyle, denek deneyin yapılacağı yere gelir. Yanında 47 yaşlarında güleç hafif kilolu bir adam vardır. Diğer adamı da denek sanar. Deneyi yapacak kişiler bunun öğrenme üzerine bir deney olduğunu söylerler ve denekler arasında bir seçim yapılırmış gibi davranırlar. Gerçek denek öğretici, 47 yaşındaki ekipten adamsa öğrenen rollerine seçilmiş gibi davranılır. Gerçek denekle adam bir paravan yardımı ile ayrılır."Kalp hastası olduğunu sandıkları, durmaları için yalvaran deneğe, yanlış kelimeleri söylediği için 450 volta kadar elektrik veren öğretmen rolündeki deneklerin oranı oldukça şaşırtıcı. Deneye katılanların yüzde 62'si görevlinin buyruklarına tam olarak itaat etmiş ve hiçbirisi 300 volttan önce durmamış.
"Deneklerin itaat davranışları durumsal etkenlere göre değişiyordu. Örneğin deney Yale Üniversitesi'nde değil de, şehrin içinde salaş bir binada yapıldığında otorite azaldığından itaat de azaldı; aynı şekilde gözetmenin odadan ayrılması, deneğin cezalandırdığı insanla aynı odada bulunması, onun elini tutması, emirleri telefondan alması gibi değişik durumlarda da yüzde 65'in altına indi 450 volta çıkanların oranı. En önemlisiyse denekler yanlarında başka biriyle öğretmen rolünü üstlendiklerinde, ve yine milgram'ın asistanı olan diğer kişi şok vermeye devam etmeyi reddettiğinde itaat oranı yüzde 10'a kadar düştü. Tek kişinin itirazının bile ne kadar çok şey fark ettirebileceğini bilmek önemli."Şiddet bu rahatlığı ve vicdan zedelemezliğiyle hayat akışımızın baştan kabul edilmiş dogmaları arasında çoktan yerini almış.
Milgram'ın deneyi, kanımca, Zimbardo'nun deneyinden çok daha ürkütücü. Her iki deneyde de deneklerin kendilerini rollerine fazlaca kaptırdıkları düşünülürse, hapishanede deneyin odağı suç, suçluyla mücadele, insandışı uygulamaya başkaldırma ekseninde. İnsanoğlunun şiddet uygulamayı yüzyıllardır meşru gördüğü bir alan. Oysa Milgram'ın deneyinde ne böyle bir kapatılmışlık, ne de böyle yoğun bir baskı unsuru var. Denekler öğretebilmek için elektrik vermeyi kabulleniyorlar. Bu iki deneyin ortak paydaları var elbette.
"Gerek gerçek yaşamda ve gerekse laboratuar koşullarında, şiddeti uygulayan kişileri rahatlatan, onları vicdanlarının baskısından koruyan kalkanın aynı dokudan yapıldığı görülüyor. Aldığı görünümler değişse de gerekçe farklı değil. Daha güçlü ve yetkili konumdaki bir kişi öyle istediği ya da kurallar öyle olmasını gerektirdiği için şiddet uygulanıyor. Bu, kimi zaman bir deney görevlisi, kimi zaman bir politik lider ya da dini bir otorite kılığında sahneye çıkıyor. Bazen de bir inanç ya da hukuk sistemi gerekçe gösterilebiliyor. Yapılanların sorumluluğunu o üstleniyor, uygulayıcılarsa yalnızca verilen emirleri yerine getiriyorlar."İnsanoğlunun vahşiliği, şiddet uygulamaya doğuştan yatkınlığı bir yana, otoriteye boyun eğme konusundaki maharetinden dolayı itaatkar bir hizmetli olduğu açık. Otoriteye bu emri verdiren gücün kaynağı ne, aile yapısı, klan kültürü... peki ya sosyal sözleşme?
isin ilginci insanlar ayni zamanda iktidar istiyorlar, yonetmek, guc ve soz sahibi olmak. sanirim ozellikle boyle konumlarda "onlar istedi mecburdum yaptim" sozune siginiliyor. yani ana eksen siddet degil aslinda, guc-iktidar sahipligi bence. otoriteye boyun egme de otorite bunlari sana da kisitli bile olsa sagliyor gorundugunde cekici oluyor. bir de "emir"lerini uyguladigi bir otoritenin varligi insandan yaptiklarinin sorumlulugunu aliyor gorunuyor iste, dusunmeden rahat bir yasam sansi!! ve sanirsam bir de aidiyet denilen olguyu sundugu icin otoriteye boyun egme cekici birser olabiliyor. aidiyet niye cekici onu bilmiyorum, belki anne-baba-cocuk olayindan kaynaklaniyordur..
YanıtlaSilbir de ilk yorum notu koymak istiyorum ama tum aklima gelenler cok sopar kacacak bu yazi ve yorumun ardindan. bu da boyle olsun o zaman:)
hoşgeldiniz de, ben merak ettim o ilk yorum notunu :)
YanıtlaSilbi de, neden "otorite" yaratıyoruz peki sorusu var, varoluşlarımızın getirdiği sorumluluktan sıyrılmak mıdır sadece sebep? kimler otorite olabiliyor? neye göre buyuruyolar? bu sorular uzayıp gidiyor dallanıp budaklanarak.
tekrar merhaba! bir gunde iki yorum, hizli bir giris yaptim:) aklima gelen ilk yorum notlari cok yaratici degillerdi ya oyle merak edilecek kadar. hatta bir ilk yorum notu dusmus oldugumu dusunmustum oyle yazarak da;)
YanıtlaSilotorite konusunda da aklima ilk gelenler (gerci dallanip budaklandirma mesaji var soylediklerinde sanirsam ama:), yasamak icin toplanan insanlarin idare edilmesi icin bir bicimde var olan bir ust kademenin zamanla otoriteye donusmesi seklinde. kimler kismi da buyuk baliklar seklinde ozetlenebilir; gucu yetenler iste. nufus cogaldikca birlikte yasamak zorlasiyor, daha cok emek istiyor cunku birbiriyle kesisen farkliliklar artiyor sonucta. neyse bu konuda hukukcuya ahkam kesmeden noktayi koyayim ben:)
yok yok, öyle bir ima yoktu, sorular soruları getiriyor beraberinde diye demiştim onu:) laf lafı açar, konuyu konuyu açar, her şey serbesttir burada, en ufak kısıt yok. :)
YanıtlaSilhukukçuya ahkam kesmek kısmı hele hiç olmaz, siyaset biliminden pek anlamam ben, hukukun da anca h'sini biliyorumdur zaten :)
bunların hepsi doğru olmaya doğru da, benim takıldığım nokta şu "insanların idare edilmesi ihtiyacının" kaynağı, bu blogun da bi kenarından değdiği...
doli, bu ve benzeri deneylerin bugunle bir baska yerden daha iliskisi var o da online yasamin getirileriyle. sorumluluktan kurtulma mekanizmasi aynen online fikir beyaninda da calisiyor. bu yuzden aslinda gazetelerin okuyucu yorumlari koselerinde ya da sagda solda gorduguklerimiz 'sallandiracaksin uc bes tanesini' boyutunda cereyan edebiliyor (saniyorum).
YanıtlaSilbunlarin ama soylene soylene cogalmasi daha nereye kadar gidecek kestiremiyorum.
cok cok siradan bir internet kullacisi kronolojisi cikarsam simdi mesela bakalim umit verici olur mu...
1. internete baglanilir (hayirli ugurlu olsun!)
2. bakalim internette ne varmis (kesif)
3. internet dev bir porno arsividir (gorsel iliski)
4. baska sey yok mu yahu hep ayni seyler. hah surda chat yapabiliyormussun (online sosyallesme evresi)
5. yazdikca, yazilanlari okudukca gelisen algi ve bilgi duzeyi (masallah)
mega iskembemden salladigim bu sira dogru isliyorsa eger su anda turk internet kullancisinin (belki baskalarinin da) agirlikla 3 ve 4. maddelerde yigildigini dusunuyorum. bu hep burada kalir mi yoksa bir ara 5. asamaya da ulasir mi hep birlikte gorecegiz ama ben umitliyim.
4. maddedeki "hep aynı şeyler"ciler epey ağırlıklı sanırım, buraya gelen aramacıların ezici çoğunluğu "canım sıkılıyo" diye gugıla dert yananlar.
YanıtlaSil3. maddeden de epey gelen oluyo ama sanırım hayal kırıklığı yaşıyorlardır umduklarını bulamayınca, sırası gelmişken hepsinden özür dilemeyi borç bilirim.
yakında "rüya tabirleri ve burçlarınıza göre günlük bilmem ne" köşesi açıcam. hatta şu an açmış oldum aramalar nezdinde, türk internet kullanmayıcısına feda olsun.
porno arşivinin olması güzel bişey aslında.
YanıtlaSilaa, bak 3. maddeden gelmişler!
YanıtlaSil