Pazartesi, Mart 28

Vatanseverliği tekeline alarak yapılan siyaset faşizan bir siyasettir.

Doç. Dr Ayşe Kadıoğlu demiş bunu. İyi de demiş. Ve eklemiş: "Milliyetçi dalgaya karşı durmak zor. Bu duygular yükselir, bayraklar asılır ama oy vermeye sıra geldiğinde insanlar hep rasyonel düşünür. Türkiye'de sandık hep bunu göstermiştir. Çünkü sokaklara dökülen bu insanlar son kertede sosyal ve ekonomik durumlarına bakarlar." İnşallah!! Söyleşinin tamamı burada.

Bir bayrak krizidir gidiyor son günlerde. Yemeden içmeden kesildi millet. Bu kadar yoğun tepkiyi maksatlı ve abartılı buluyorum. Günlerdir başka şey konuşulmaz oldu. Vatanseverlik ayrı bir şey, buna diyeceğim hiçbir şey yok. Ama milliyetçiliğin bu denli yükselmesini tehlikeli buluyorum.Elbette ki bayrak ülkeyi temsil eden bir semboldür ama yegane sembol değildir. Türk geleneğinde var olan bazı değerleri kutsallaştırma alışkanlığının artık aşılmaya (hiç değilse) başlanması gerekiyor. Başbakana baba, devlete kutsal diye diye sorunları kısırdöngü içine sokuyor, halk olarak olağan, basit taleplerimizden bile kendiliğimizden vazgeçmiyor muyuz? Nereden ne sonuç çıkarttın demeyin devlet- halk geleneksel düşünce tarzında hepsi bir zincirin halkaları aslında.

Dün Ece Temelkuran yazmış bu konu üstüne "Ekmek, Kuran, bayrak! Sadece bu üç kutsallaştırılmış nesne üzerinden bile bir ülkenin tarihi, bir halkın ruhu anlaşılır yeterince derinden bakılırsa." diyor.Başka bir yazısında da "Düşük yoğunluklu bir faşizm içinde yaşamakta olan bir ülkeyiz biz zaten. Gördükçe alıştığımız için artık bir tehlike çanı olarak algılamadığımız birçok şey oluyor bu ülkede. Herkes belinde bir silah taşıyor. Mafya bir suç örgütü olarak değil, toplumun en korunaksız bireyinin bile kendinden daha beter durumda olanı ezmeye, yok etmeye kalkıştığı bir "hayat biçimi" olarak yaygınlaşıyor. Mafya, artık bir "üslup"; çocuklar ve kadınlar dahil bütün ülkeyi ele geçiriyor." diyor.
Haklı kadın!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder