Sabah altı buçukta kalkıp sekiz civarı kahvaltı hazırlarken Fili Zakın ve Cüney Tarkın'ın başrollerini paylaştığı
"Küçük Sevgilim" adlı filmi izledim. Aslında, daha önce izlememiş olmanın (ya da zinhar hatırlayamamanın) şaşkınlığını attıktan sonra izlemeye başladım. Film sadist doktor adayı Lale - küçük sevgili- ile halihazır doktor Murat arasında filizlenen aşkı anlatıyor (filizlenen aşk filiz akın ya. ehe süperim). Lale'nin (a'sı kalın) ablası (a'lar serbest) filmin bir yerinde gördüğümüz röntgen filminden benim bile anladığım üzere ilerlemiş düzeyde akciğer kanseri. Röntgen öyle böyle lekeli değil ama, alveol kalmamış ciğerde- öyle ki, güneş tutulsa, dur şu röntgen kağıdıynan bakayım diyemezsin.
Neyse, Lale'nin ablası -tahmin edeceğiniz üzere- Lale doktor çıkıp da, akşamına "Muradı" sevdiğini ablasına "açacağı" akşam fenalaşıyor, kardeşceğizinin bir talibi olduğunu öğrenemiyor. Abla hastanede yatarken şifacısı karşısında her kadının yaptığı gibi, e tabii beyaz önlüğün ve mavi gözlerin de etkisiynen Murat'a aşık oluyor. Üstelik onsuz yaşayamayacağından, aşkına karşılık bulamazsa ölecek. Nitekim aşk iyileştirmiş ablayı - karşılık bulamadı mı, tak tümör yapıyo bünyesi. Murat koluna dokanıyor, tak tümör kayboluyor.
Sen Lale, tıbbiye mezunu, başımıza tabip olmuş kız, o güne kadar ablanın durumundan bir şey çakma -ayol ben anladım röntgenden diyorum- Murat'la yaşlı doktorlar konsalt ederken kapıyı dinleyip duy, anca öyle anla. Senin o diplomanı n'aparlar biliyo musun!? Baştan diyodun ya demin hani, "Lale niye 'sadist' doktor" diye - ha işte bu yüzden, değil;
Aslında sado-mazo. Ama filmde bize göstermiyor. Öpüşüyomuş gibi yapıp kafayı yana eğiyorlar, Lale'nin kabarık postişi suratlarını kapatınca biz ikna oluyoruz öpüştüklerine. Asıl bi director's cut versiyonu varmış ama Küçük Sevgilim'in, sen orda gör sado-mazoyu.
Dağıtmayalım, sadist Lale tutturuyo Murat'a, ablamla evleneceksin diye. Lan oğlum böyle talep mi olur! Murat bir iki naayırr diyorsa da, nafile. Üstelik sayko, ilk kez birlikte oldukları gecenin sabahında, ben senle seviştim, sevgimi ispatladım, sen de git ablamla evlen sevgini ispatla yazan bir not bırakıp hoş bir mantıkla mecbur bırakıyor. Tam Murat ablaya durumu anlatacakken, bi duvar gibi bişiyin tepesinden sayko Lale beliriyo, "Abla Murat seni seviyor, senlen evlenmek, ömrünün sonuna kadar senlen olmak istiyor" diyor. Murat şok, yazık adamceyiz, istemiyorum ablanı, gönlüm sende diyor. Sayko hesap yapıyo, ablam ölünce gene biz bize kalıciiz nasılsa Murat, pardon enişte diyor. (Bunu ben demiş olabilirim, kafasındaki hesabı tahmin babında, bilemiciim.) Oysa biz biliyoruz ki, abla aşktan tümör eritiyo. Ohooo, uzun süre ayrı olacaksınız yani. Dünya ahret enişten o senin artık yavrum. Arada bi yerleri kaçırdım çay may koyarken. Bi geldim, Vedat diye bi oğlan türemiş. "Sadece arkadaş kalalım" cinsinden bi Vedat. Bir de Murat'nan Lale'nin çocukları olmuş. Tabii ki oğlan. Abla sağ ben selamet, bunlar evli. Lan yapılır mı, zorla git ablamla evlen. Sadist!
Pes vallahi. Ay, içim bayıldı. Bu kadar şeyi niye anlattım ben ya, haa... iki nedenle. Sabaha kadar eğlenmek istiyor Lale mezuniyet mi ne kutlayacaklar. Önce gidiliyo yemek yeniyo, en sevdiğim eski dönem şarkılarından olan
sensiz saadet neymiş çalıyor. Sonra diskoya gidiliyo, tam o dönemin müzikleri, nefiş- tarifsiz bir dansı var orda Filiz Akın'ın, hakikaten tarifsiz ama, zorlamayın lütfen kelimelerin gücü adına! Sabaha karşı da meyhaneye, orada da kanun çalıyor. Müzikler türkçe tango, rock, sonra öze dönüş, kanun. Güzelmiş o zamanlar müziğiyle, eğlence kültürüyle, merak ediyorum o dönemin gece eğlencelerini. Hatta, daha da eski filmlerde, ailecek ya da çiftleşerek şık şık gazinolara giderler, gazinoda striptizci çıkar ya; o ülke bura mı yahu?
İkinci neden: Lale'nin ablası senaryo gereği bir yerden sonra ölüp ortalıktan çekilmek zorunda. Aşkın etkisi azalmış olsa gerek ki yine tümörü pırtladı herhal. Abla ölünce, Lale de Vedat'ı ortaya sürünce Murat bir perişan oluyor, bir perişan oluyor, görme gitsin. Avaremu mod on. Bu arada tıp balosu ilanı görüyor, biz de görüyoruz: 14 Mart 1971 tarihinde balo var. Tam iki gün önce darbe olmuş! sokağa kim nasıl çıkabiliyor meçhul. 12 Mart farzet ki olmamış diyelim; 9 Mart var bi hafta evveli ayol. Kendimizi emanet edeceğimiz türk hekimleri baloda! Kapıdan girenleri bir gör, seke seke, mutlu mutlu, resmen uçarak giriyorlar içeri. Doktoruz, tıp var balo var!
Bu vesileyle, bak şimdi ne ekliyorum. uzun zamandır şu blogda "
ükela" diye etiketleyeceğim hiçbir şey yazmadım. Kıyıcılık olsun:
Darbe, 1971 yılında 12 Mart günü saat 13:00'da TRT radyolarından okunan aşağıdaki muhtıra ile ilan edilmiştir:
"Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür."
Düşük cümleyle darbe yapmışlar yeminne. Filmin de en güzel yanı uzun uzun "Sensiz saadet neymiş"i çalmasıydı zaten. Bulabilirsem yüklerim.
Devamı olsun mu?
Sonradan ek: devamı.