"Adı ..., ... ili ... ilçesi nüfusuna kayıtlı.
Peki ya siz? Siz "kim"siniz?
Kim'iniz kimliğinize mi sıkışmış? Sığmış mı sahi?
-Kimliğine göre muktedir, düşüncelerine göre azınlık olan biri yazdı bunları."
Bunu da okumayı düşündüğümü belirterek başlayayım neden özür dilemediğimi anlatmaya...
Çok çok kaba anlatım ile; bir taraf abartmış, bir taraf hafifsemiş. Savaşmışlar, türlü iki eziyet edilmiş, çok canlar yitmiş. Çok canlar yersiz yurtsuz kalmış. Buna üzülmemek mümkün mü? İnsanın içinin sızlamaması mümkün mü?
Benim nedenlerim biraz bu çerçevenin dışında,
Bir insanın bir diğerini öldürmesi, saiki ne olursun, benim gözümde meşru bir zemine oturmaz ve bu fiilin adı cinayettir. Öldürülen, hapsedilen, özgürlüğü elinden alınan, tecavüz edilen, sürülen, yaralanan, öyle ya da böyle savaştan, cinayet ve işkencelerden etkilenen herkes içimi yakar.
Devlet, kurum olarak vatandaşı saydığı bireyden farklı bir organizma gibi hareket etmeye meyyaldir. Öyle ki, farklı düşünerek yol çizebilir kimi zaman. Hatta gariptir, diasporanın milliyetçisi gözünden bile; ABD ya da Fransa'da yaşamak lüksünden geçip yoksul ama bağımsız ülkesine dönmeyi gözü kesmez. Hatta buna nedense Ece de vurgu yapmaz.
Savaş... öyle ya, iç yakar. Onun, ya da bunun -devletleri değil milletleri kasdediyorum- bakmadan ama.
Dedi ki folyo, "imzaladım çünkü herkesin devletle aynı düşünmediğini göstermek istedim".
Dedim ki, "ölen herkes açısından üzücü, ama kendimi birey olarak sorumlu hissetmiyorum. Kişi olarak dileyecek bir özürüm yok."
Devlet ile aynı düşünmeyen biri olduğumu- ama ata bağıyla olayın taraflarından biri olduğumu kabul etmem de söz konusu olamaz. Kendimi şimdiye kadar hiç Türk olarak tanımlamadım ki ben Ermenilerden özür dileyen Türkler arasında yer alayım. Kendimi hiç millet esasına tabi tutmadım ki şimdi tutayım.
İnsanlığın katlini, savaşı lanetleneyen bir bildiri kaleme alındığında imzalamayan n'olsun. Yeter ki sıyrılın şu milletçe/milliyetçe hareket düsturundan gözünüzü seveyim.
Özür dilenirken milletçe/milliyetçe hareket edildiği kanısında değilim ben...
YanıtlaSilAit olduğun topraklarda yaşanan bir acı var ve ben bu topraklarda halihazırda yaşarken kimileri vatansız bırakılmış. Evet, benim buna dahlim yok. Bugün devletin yok saymasında da mı dahlim yok peki? Hrant Dink'in öldürülmesinde de dahlim yok gibi görünüyor. Duyduğum suçluluk ne peki?
Bence şu; böyle bir devletin tebası olmaktan, bu devletin ürettiği, salt Ermeni diye birisini öldürebilecek bir kitleyle aynı toprağı paylaşıyor olmaktan suçluluk duyuyorum.
Çoğunluk olduklarını biliyorum ancak buna razı olmuyorum.
Herkesin özür dileme nedeni farklı olabilir.
Bence başka birilerinin daha özür dileme nedeni bu olabilir.
Millet olarak, millet ya da millyet adına değil, bir şeylerin değiştirilememiş olmasından duyulan suçlulukla, kendi adına...
Şimdi okudum, bugünkü yazısında Murat Belge demiş ki; "Bu konuyla ilgili yapılması gereken yığınlarca ve yığınlarca şey var ve hepsinin önünü devlet tıkadığı için, bu kampanya, “Ben bu ülkenin vicdan sahibi bir yurttaşı olduğum için resmî düzeyde yapılmayan ve yapılma yolu tıkanan şeyi bir birey olarak yapıyorum” demek üzere başladı, bu mantıkla yürüyor."
YanıtlaSilYazının tamamı için: http://www.taraf.com.tr/makale/3200.htm
devletin bunu yok sayıp saymaması milletçi düstura dayanıyor bence. devlet kan dökmeyi adam sürmeyi lanetlese daha köklü bir tavır olur. iktidarların ayrı devletlere ait oluşu ise bambaşka mesele. halk her ne kadar aynı olsa da, sorumluluk hukuku diyince bambaşka kriterler giriyor devreye. halklar/milletler aynı olduğundan sorumluluk doğduğu kabul ediliyorsa milliyetçilik kriteri ön kabul demektir.
YanıtlaSilhrant dink meselesi bambaşka, ortak yaşam sürüdürdüğün insanların davranışlarından ötürü utanç duymak, üzülmek başka; tarihsel konularda "atadaşlıktan" başka ortak noktan olmayan bir konuda mesul olmak başka.
senin görüşünün de son derece tutarlı olduğunu vurgulayayım bu arada, sadece başka başka yollarda düşünüyoruz.
özür dilerken hukuki bir sorumluluktan kurtulmak değil zaten amaç. ya da "devlet sorumlu olsun, soykırım kabul edilsin ve tazminatı neyse verelim. sonrasında da başımız dik olsun" da değil.
YanıtlaSil"atalarım bir şey yaptı, bundan sorumlu hissediyorum ve bu yüzden özür diliyorum" da değil.
(atalarım kim ki?)
bu husus tartışılamıyor, konuşulamıyorsa, acı yok sayılıyorsa halihazırda, bundan sorumlu hissediyorum. sorumlu olmadığım düşünülse de suçluluk duyuyorum. o anlamda Hrant Dink'in öldürülmesi ile gayet paralel durumlar ve benzer hisler doğuruyor bence...
birçok konuda konuşulamıyor. devlet bir şekilde öğretiyor, istediği gibi bireyler yetiştiriyor, onlar çoğunluk oluyor ve konuşulmayan şeyler zamanla yok sayılmakla kalmıyor toplum bilincinde yok oluyor.
imzalanıp imzalanmaması anlamında değil de (ikinize de hakveriyorum ben) kendini bir milletten/milliyetten tanımlama anlamında diyeceğim bunu: defne koryürek'in alıntıladığı şu yazıda dendiği gibi biz kendimizi ne olarak tanımlayalım veya tanımlamayalım, kaçınılmaz olarak yaşadığımız imtiyazlar var. bu da o milliyet/millet olgusunun diğer bir boyutu.
YanıtlaSilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilÖnemli olan şu bence:
YanıtlaSilbugün ya da dün, bu ülkede milyonların- ya da 1 kişinin- salt Ermeni olduğu için öldürülmesi , sadece hristiyan oldukları için insanların vahşice (Malatyada oldukları gibi) katledilmesi , Alevi oldukları için kadınların ve çocukların yakılması, "ben yapmadım ki ne yapabilirim?" zihniyeti, sonucunda ortaya çıkmış şeylerdir.Bu noktada kendimizi Türk olarak tanımlamamak sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz.Bu topraklarda yüksek sesle konuşulmadığı ve tarihin hesabı verilmediği sürece ağıtlar ananonim olacak kadar eskimeyecek, hergün yenileri yakılmaktan ...
Bu nedenledir ki ;
Ben Ermenilerden ve bugüne kadar katledilen tüm insanlardan özür diliyorum...
önce A M A T'a hoşgeldiniz deyip ortaya şu soruyu sorayım, tamamen yüksek sesle fikir yürütmek, zihin açmak babından: birey ile yaşadığı toprağın tarihini bağlayan nedir? bugün ya da dün farketmez dendiğinde o bağ önem kazanıyor zira.
YanıtlaSilfolyo'nun dedikleri, daha önce dediğim gibi bence de tutarlı bir görüş. (sorumluluk hukukundan bahsederken özür'ü zararın tazmini olarak değerlendirmedim.) ancak burada devletle aynı düşünmeyen "Türkler"in dışına çıkıldığına ikna olmuş değilim. son derece yerel, etnisiteye dayalı bir acı söz konusu olan.
kaldı ki, topa tutulmaya hazır olarak şunu da eklemeliyim; bu her ne kadar tarihi ve politik bir sorun olsa da, hukuki görüşüm ortada iki ayrı devlet olduğundan sorumluluk açısından da halefiyet esasına -yine ancak- tek milletten yola çıkılarak varılabileceği. uluslararası soykırım sözleşmesi de (tam adı bu değil) failliği yalnızca birey esasıyla düzenliyor. ortada savaş suçu vardır, bu soykırımın şu koşullarını kapsar, şunları kapsamaz diyecek yetkinliğe ise sahip değilim.
ancak şu net ki, uluslararası hukuka dayalı bir yaptırım düzenlenmemiş. sıklıkla verilen almanya - yahudi örneği tc - ermeni bakımından karşılığını hukuken ve millet esasını/atadanlık/etnisite esasını bir kenara koyduğunuzda işlerliğini yitiriyor.
sesli akıl yürütmeye devam. hukuku bir kenara koyalım tekrar, kaldırdığımız köşesine çömelsin, arkasını da bize dönsün hani.
hukuken düzenlenen alanda tanınan yetki ve/veya yükümlülük ile siyasal alanın tanıdıkları kimi zaman örtüşmez, hepimiz biliyoruz bunu. örneğin anayasanın cumhurbaşkanına tanıdığı pek çok yetki vardır, tek başına yapabileceği pek çok işlem. ancak bu yetkiler kağıt üstündedir zira siyasal kısıtlamalar engeller. uluslararası politikanın ise çok daha fazla girdabı vardır elbet.
bu girdaplar içinde devletler salt hukukları ile değil, ortak dil ortak din ortak millet olma esasları ile yer alırlar. ancak şu da açıktır ki, bir devlet, misal bizimkisi, osmanlının torunu olma mirasını öyle işine geldiği kulvarda reddemez. red kül halindedir çünkü. ve bu ülkenin grundnormu der ki, burası %99'u müslüman bir ülkedir, burası türklerin ülkesidir. işlerine geldiğinde bu mirası reddetmeyi ne çok isterlerdi oysa kim bilir.
ve tekrarla, günümüzde yaşanan bilimum olumsuzluk ile tarihten gelen aynı kefeye hangi ortak payda ile koyulabilir? bu milliyetçilik ile vatanseverlik arasındaki ayrım kadar net midir? birey olarak üzülmek, acıyı paylaşmak ile bireyin özrü olması/ kusuru olması aynı şey midir? kusur için uygun nedensellik bağı gerekiyorsa, ki gerekir, nedensellik bağı nereden bakılarak kurulabilir?
son olarak folyo demiş ki "bu husus tartışılamıyor, konuşulamıyorsa, acı yok sayılıyorsa halihazırda, bundan sorumlu hissediyorum." elbette ama bu durumda düşünce/tartışma özgürlüğüne dair bildiri var farz ediyoruz. ki, bittabi ona da varım.
içtenlikle ve keyifle devamının gelmesi dileğiyle...
Politikadan bıkmıştım ,hak hukuk derken batmıştım.İşler yolunda değil diye,
YanıtlaSilSuçu başkasına atmıştım...
Küçük birikimlerim
Bana yeter dedim
Sonra dünya siyah olmuş
Neden?
BUNU BÖYLE KİM YAPTI?
BEN ORADA YOKTUM Kİ!
Sonra dünya siyah olmuş
Neden?
bülent ortaçgil'i de severim ben...
etipuf'un paleti, yazdıklarımın yanlış anlaşılmaya açık olduğunu düşündürdünüz bana.
YanıtlaSilbilemiyorum bu blogun ükela etiketi altındaki yazılarına göz attınız mı, ya da yukarıdaki yorumları da okudunuz mu; ama bu ithamın yöneltilebileceği biri olduğumu sanmıyorum, en azından fikren. öte yandan neden aktif olmadığım sorgulanıyorsa, blog yazısı çerçevesinde, basit, şifresiz lalettayin bir internet sitesine adımı yazmanın beni aktivist haline getirmeyeceğini biliyorum. sadece iç rahatlar, imza toplanıyordu, safımı belirttim denebilir, ötesi değil.
yine de bir kez daha tekrar etmeli belki de, her ölüm can yakıcıdır. bu toprağın renkleri solmuş, geriye kahverengi bile değil, kanın kırmızısı kalmış. can yanmaz mı, duyarsız olunur mu, geçmiş merak edilmez mi?
benim çıkış noktam ise farklı: soru hala aynı, birey ile yaşadığı toprağın tarihini bağlayan nedir? osmanlının organik ve manevi mirasının parçaları değil miyiz? nedir işte bu unsurlar, bunları açsak biraz?
kendi dönemimin her türlü olumsuzluğu birey olarak örtülü veya ihmali de olsa, zaman zaman az, zaman zaman çok da olsa bir payım ve sorumluluğum vardır. 1915'teki sorumluluğum içinse yukarıdaki soru açıklanmaya muhtaç. bir ön açıklamayla: aklım bir nebze ermeye başlayalı beri milliyetçilik denen zihin dışkısını kabul etmedim ben.
iyice irdelemeye devam, babam adam öldürüp köylüsüne tecavüz ederse -osmanlı bahsinde zikrettiğim- organik bağ su götürmez şekilde vardır, haketmesem de ömür boyu bunun utancıyla yaşarım. gen ortaktır. babamın suçundan sorumluluğum ise yoktur. ittihat terakkicilerle de ortak genim olabilir elbet. manen ve kültürel olarak aynı temsildeyizdir diyelim. ilki ortak gendi, ikincisi de ortak mem.
geçmişinizle ortak gen arıyorsanız bunun adı ırkçılıktır, mem arıyorsanız -kullandığım manası ile- milliyetçiliktir.
1915'teki "tüm" ölümler üzücü evet, iyi kötü ucundan kıyısından hem de moda olmadan önce biraz biraz okumuya araştırmaya gayret etmiş biri olarak, tüm ölümler üzücü. iyi niyetle vurgulamaya çalıştığımız bu iyi amaca yönelik çok çok daha farklı bir metin kaleme alınabilirdi. biraz bu saydığım itici güçlerden arınılabilirdi. tercih etmemişler, sağlık olsun.
özetle: faillik/suçluluk/ceza halefiyetle füruğa intikal etmez. cezaların şahsiliği asıl prensiptir (aksi bir tür kan davasıdır), özür için kusur olmalıdır. kusur için nedensellik bağı kurulmalıdır. nedenselliği kuran bağ, organik ya da kültürel/manevi yolla beni osmanlıya, talat paşa'ya devrin ortamına konumlandırabilmektir. ve bunun adı en hafifinden milliyetçiliktir.
diasporanın yükselen sesi, tıpkı türklerin yükselen sesi gibi uç milliyetçilerden çıkıyor. ilkel olan daima refleksif, düşünmeye zaman tanımadan ve yüksek sesle tepki verir ne de olsa. ve her tez karşıtını yaşatır.
"birey ile yaşadığı toprağın tarihini bağlayan nedir?"
YanıtlaSilNeden sonuç ilişkisinin bizi dün ve yarına bağladığı,örneğin; 1923 te yapılan bir anlaşma nın getirdikleri yada götürdükleri bizleri etkiliyorsa o gün alınan kararlar bugün sonuç doğurabiliyorsa bence bireyle yaşadığı toprağın tarihi iç içe geçmiş demektir.
"ve tekrarla, günümüzde yaşanan bilimum olumsuzluk ile tarihten gelen aynı kefeye hangi ortak payda ile koyulabilir?"
Ortak siyasal kültürün uygulayıcıları tarafından yapılmaları paydasında buluştukları sürece ortak kefeye konulabilir.
"birey olarak üzülmek, acıyı paylaşmak ile bireyin özrü olması/ kusuru olması aynı şey midir? kusur için uygun nedensellik bağı gerekiyorsa, ki gerekir,"
Kusursuz sorumluluk :kusurlu sorumluluğun temel unsurları olan kusur ve hukuka aykırılığın bir koşul olmaktan çıktığı sorumluluk türünü ifade eden bir hukuk terimidir.kusursuz sorumlu sayılan kişi ya da kurum olayda kusuru bulunmadığını ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz.
TCK ve 1948 soykırım anlaşmasına ait 2 madde ,yorumsuz olarak...
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Soykırım Suçu
4. Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez
1948 soykırım anlaşması
madde 2 [soykırım oluşturan eylemler]
bu sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur.
a) gruba mensup olanların öldürülmesi;
b) grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi;
c) grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek;
d) grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak;
e) gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek;
A M A T, özenli ve vakit ayrılmış cevabınıza çok teşekkür ederim. öncelikle; amacım mutlak karşı çıkış değil. içime sinmeyen, kendime ait hissetmediğim, içselleştiremediğim bir özür metni ile ilgili fikir yürütmek. önceden düşünüp düşünüp buraya yazmıyorum, sesli akıl yürütüyorum sadece. hala sorularım "hah, doğrudur haklısınız bu açıdan görmemiştim" diyebileceğim şekilde "şifa bulmadı".
YanıtlaSilaşina olduğunuz kavramlardan bahsettiğiniz belli, o yüzden ek açıklama yapmaksızın yazıyorum.
kusursuz sorumluluk hali ayrıksıdır, genişletici yorumlanamaz. zarar doğuran fiilin sorumluluğunu failin dışında birinin taşıması için fail ile sorumlu arasında ilişki olmalıdır. bu bk açısından birebir geçerli olduğu kadar, ki sorumluluk hukuku bakımından mutlak bir numerus clausus öngörülmüştür, idare hukuku bakımından da geçerlidir. türk hukukunun dışındaki işlerliğine hakim değilim. iç hukuktaki düzenleme, hukuki muhakeme belli ölçülerde evrensel sayılabileceğinden (ne ölçüde sayılırsa artık, roma hukuku kökenli olduğu müddetçe diyeyim) yol gösterici olabilir. ancak idare hukukundan devamla, idare en ilkel görevi olan güvenliğin sağlanması görevini yerine getiremiyorsa, evet, kusursuz sorumluluğu doğar. peki, hangi idare? bu ikinci devlet, kanuna karşı hile amacıyla kurulmadı ise, osmanlı soykırımın kabulünden kaçmak için muvazaalı işlemlerle tc'ye dönüşmediyse?
soykırım yapılmadığını hiç iddia etmedim. sözleşmedeki şartların mevcut olmadığını ise ima bile etmedim. ancak gerek alıntıladığınız sözleşme ve gerekse tck'nın ilgili hükmü faili gerçek kişi ya da hakkında güvenlik tedbirine hükmedilebilecek nitelikte bir tüzel kişi olarak ele alıyor. elbette zamanaşımı bu mantığa dayalı. bir metnin şekli ve özü ile içermediği bir şekilde kıyas ve/veya genişletme yapılamaz. hele ki bana kalırsa yetersiz bir düzenlemeyi eleştirmek yerine devlet"ler" ölçeğinde zamanaşımı işlemeyecek olduğunu iddia etmek gerçekçi değil. madde gerekçeleri burada var.
"Neden sonuç ilişkisinin bizi dün ve yarına bağladığı,örneğin; 1923 te yapılan bir anlaşma nın getirdikleri yada götürdükleri bizleri etkiliyorsa o gün alınan kararlar bugün sonuç doğurabiliyorsa bence bireyle yaşadığı toprağın tarihi iç içe geçmiş demektir." güzel bir yaklaşım, ancak hukuki bir statünün etkisi içerdiği hükümlerden kaynaklanır. 1923'ten kalma pek çok düzenleme de bugünü etkilemiyor, o halde bu açılardan tarihle bağım kopmuş mu oluyor?
tamamen sallıyorum, diyelim ki bir vakit geçici bir kanun çıkarıldı. yürürlüğe giriş tarihi 01.01.1937 yürürlükten kalkış tarihi ise 01.03.1937. ve çok da basit bir alanı düzenliyor. vergi tarhlarında bilmem ne tahakkukları bilmem neye göre tespit edilecek. bu da alınan vergi miktarını etkilemiyor, süregelen hiçbir etkisi yok. türk hukuk tarihinde bu kanunun da bir yeri var mıdır, vardır. illa ki bişeyleri etkilemiştir. ancak sizin yorumunuzla bakınca o kanunu öz tarihim olarak benimsememe lüzum yok çünkü beni etkilemiyor. ya da suna kan, idil biret kanunları, kişiye özel çıkmış ayrıksı kanunlar, tarihimde saymama gerek yok, özel hayranlıkla müziklerini dinlemiyorsak.
bir osmanlı padişahı ile bir tc başbakanı+cumhurbaşkanını da aynı siyasal kültürün öğeleri olarak saymayı da doğru bulmuyorum. ne teknik ne de öz itibarıyla. tümünü yerin bidine sokmak, her türlü eleştiriyi getirmek amennah. ve fakat aynı saymak, bilmiyorum nasıl desem. ı ıh. yine bu örnekle, şu bildik yunan türk kapışmasına bakalım. yaprak sarması, baklava, cacık, hangi milletin mutfağından çıkma? hiçbirini siyasal kültürün uygulayıcıları yapmamış. o halde bu yemeklerin tarihi bir yeri/değeri yok.
demek istediğim, yanıtlar boşluğa yer bırakmayacak ölçüde kafamı rahatlamıyor. örneklerimse ancak kendi tezime yarıyor. oysa amacım haklılığımı savunmak değil, başta da özellikle belirttiğim gibi. sadece fikirleri tartışmak.
"ermeniler" olarak özür bekleyen insanlar var, "türkler" olarak özür dileniyor. hala aksine ikna olmuş değilim. millet ayrımı olmaksızın insanların özrü olsa ve illa spesifik bir yönelmeleri varsa, 1915'te ölen herkesten bahsederlerdi... daha dar bakıp sadece soykırım demek, istediğin kadar soldan baktığını san, milliyetçi prensibe dahil olmak demektir.
soyutlaştıralım: ortaya bir tez atılmışsa antitez onun doğal uzantısıdır. misal sağa karşı sol, ya da tersi. antitez yanlıştırı söyleme şekli önem kazanır bu noktada, komünizme karşı mücadele edip de sağda yer almamak ne kadar mümkünse, türkler ermenilere soykırım uygulamış derken işe milletler noktasından bakmamak da o kadar mümkündür.
bu güzel akıl yürütmeler için tekrar teşekkürlerimle...
bir türlü düzenli gazete okuma alışkanlığı edinememiş olmam beni link verme lüksünden mahrum bırakmış meğer. :D
YanıtlaSilradikal'den nuray mert benim izah edebilmek için günlerdir kıvrandığım mantığı bu yazısında gayet net açıklamış.
... milli duygularım zayıftır. Milli maçlarda heyecanlanmam, Türkiye veya Türkler üzerine söylenen her şeyi üzerime alınmam, yurtdışında bir vesileyle muhatap olduğum, orta tahsilli Batılıların, Türklere dair önyargıları beni yaralamaz, bunları değiştirmek için kendimi paralamam. Aslında tam da bu nedenle, son zamanlarda yaygınlaşan ve özetle, Türklerin, neredeyse,dünya tarihinin en kusurlu milleti olduğu şeklinde tezahür eden abartılı özeleştiri hezeyanını anlamakta zorlanıyorum.
Türkleri, Türklüğü dünyanın merkezi olarak gören, toz kondurmayan, kaşının üzerinde gözün var dedirtmeyen sığ ve kaba milliyetçilik tanıdık bir garabet. ...
... metne ilişkin tek itirazımın son cümlenin devamındaki ‘özür dileme’ olduğunu belirtmek istiyorum. Özür dileme konusunda tutukluğum olduğu için değil, kimin adına kimden özür dilemek durumunda olduğumu kavramakta zorlandığım için.
Kendimizi nasıl tarif ediyoruz, ‘Türkler’ (veya Türkler ve Kürtler) adına mı özür diliyoruz? Kimden özür diliyoruz? Bu felaketten kurtulanların ailelerinden mi, tüm Ermeni ırkından veya milletinden mi? Bir kere, milli veya etnik aidiyet adına, başka bir milletten özür dileme işi beni çok rahatsız ediyor. Milletiyle övünmekle, milleti adına özür dilemek arasında, insanın kendini etnik aidiyetiyle tanımlaması açısından hiçbir fark yok. ...
budur!
bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler.
YanıtlaSil