Cuma, Ağustos 10

Sigara yaktım demin bi tane, 'bir kez daha' tanıştığımız gün ikimizde de aynısından çıkıp karışan çakmakla. Folyo'nun görevi bu çakmağı çalmamak ve bittiğinde doldurmak. Kıytırık bi çakmak işte ama duruyor, sevgilimin çakmağı olacağını bilmeden saklamışım.

... itinayla birbirimizden sakladığımız, itinayla yazıp dökmediğimiz, göz dolması durumunda acilen odayı terk ettiğimiz... Günü geldi işte. Folyo taşınıyor. Ardında bırakıp bu şehri gidiyor. Çakmaklarımı doldurmadan, çekeceği cdleri, kitaplarımı veremeden, müstakbel sohbetlerimizi etmeden gidiyor. Haftanın başından beri odası boş. Artık boş olacak. Odası içim mi ki o da boş...

Mircan'dan Tears çalıyor. Vuruyor biraz, göz yaşı döktürebilir, her ne kadar şu anda dökmesem de. Dökmemeye kararlıyım. Şimdiye kadar çok başka nedenlerden birlikte ağladığımız oldu. Garip bir mekanizma var sekmeden işleyen. Fenerin haline falan ağlamıyorsa, ağladığında iki dakika içinde ağlıyorum. Ama üstünde konuşulmamış garip bir direniş içindeyiz. Direniş kırılacak elbet... elbet. Cumartesi gecesi toplanıyoruz, veda gibi bişi. O geceyi de atlatırsak...

Bir tutuklum kaldı yazmayalı. Gerisi tahliye. Cezası çıkanlar da temyizde. Tutuklum Sincan'da. Artık çoğu orda. F'si, L'si var Gençlik'i var. Sincan'dalar. Bahsetmiştim daha önce. Ulucanlar, Ankara Merkez, kapandı bi süre önce. Ulucanlar'ı ziyaretçiye açtılar, demin bişiler karıştıyordum, keşke dedim bir kez daha gitseydim Ulucanlar'a, dibinde Deniz'in asıldığı kavak duruyor mudur hala orda? Keşke bi gitseydim.

Neyse ne diyordum, Mircan evet, tavsiye ederim bulun dinleyin. Tears dinlemeyin de bu sıcakta, ne bileyim Kalıncacık dinleyin, aşk makarnalarının tadına bakın. Ben bakmaya başladım bile.

1 yorum: