Perşembe, Ağustos 9

Gereği bir kez daha düşünüldü:

Soranı epeyce ama ihmal ettim yazmayı, karar çıktı. Adli Tıp Raporu taleplerimizi destekler nitelikte. Ruh sağlığı olay nedeniyle ağır şekilde bozulmuş. Mağdur sürekli flashbackler yaşıyor, ağır nöroz, travma sonrası stres bozukluğu. Savcı bu defa iddianameye hürriyeti tahdidi de ekliyor, takdiri heyete ait olmak üzere. O kadar da değil. Ben bile diyorum artık, o kadar da değil. Savunma yine dokunaklı, "Sanık bu suçu işlememiştir, ben burada size inanmadığım bir savunmayı yapıyor değilim. Mağdurun rızasıyla sevişmişlerdir. Bir insanın ömründen yılları almak kolay değil, aceleye gelmemeli karar." İnanmadığım bir talepte bulunmamıştım ben de oysa, hürriyeti tahdit yoktu bence, iddia etmedim.

Büroda otururken bir öğleden sonra telefon çaldı. "Doli Hanım beni tanımaz ama görüşmek istiyorum." Evliliklerinin 6. ayında 16 yaşında bir kızı ters ilişkiye zorlayan adamın karısıydı arayan. Önce avukatları aramıştı, şikayeti geri almamız için ricacı olmaya, olumlu yanıt alamayınca kendisi aramış. Görüşmemizin uygun olmayacağını, bir sorusu varsa sorabileceğini söyledim. Şikayet geri alınmalıydı, çünkü kocası suçluysa, kız daha çok suçluydu. Duruşmalara hiç gelmemişti çünkü kızın yüzünü bir kez görürse ömrünce unutamayacağını biliyordu. Ben bayandım (kadındım), ben onu anlardım. Şikayeti geri çekmeliydim. O daha 6 aylık evli olmasına ve kocası bilmem kaç yıl hapis yatacak olmasına rağmen onu terketmeyi aklından bile geçirmemişti. Bunu takdir etmeliydim. Ben de bayandım (kadındım). Bilmeliydim ki asıl suçlu kızdı. Kocası öyle bir insan değildi. İnanmıyordu. Kocasını o herkesten iyi tanıyordu, ben tanımıyordum. Ama ben kadın olduğuma göre onu takdir etmeli ve anlamalıydım. Onu telefonda bile olsa dinlediğime göre çok iyi bi insandım, demek ki onu anlamıştım, şikayeti geri almalıydım. Şikayetçi olunup olunmamasının karara etkisi olmadığını, bunun bir kamu davası olduğunu asıl şikayetçinin devlet olduğunu anlatmaya çalıştım bi süre. Kendi avukatınıza danışın o size açıklar dedim sonra, hayır, kocasını terketmemişti, çünkü kızdı asıl suçlu ve bu nedenle takdir edilmeliydi. Koca bir aferini hak etmişti. "Benim yerimde olsanız siz ne yapardınız?" diye sorup duruyordu. Sözde soru cümlesi elbette. "Haklısın bacım, müvekkilim diye demiyorum, bu kız kaltak. Dişi köpek kuyruk sallamasa senin kocan ayarmazdı." O, kızdan daha mağdurdu bi kere. Etmeyeydin o halde kendini mağdur. Beklediği yanıtı alamadı, eşref saatime de denk geldi hani, sabırla dinledim. "Ayrılmamaya karar verdiğinize göre kendinizi rahatlamak için buna inanmak zorundasınız zaten. Objektif olmanızı beklemiyorum, ama bu durumdaki kimse şikayeti geri almaz, o da almayacak." dedim. Teşekkür etti niyeyse.

Bir kaç gün sonra karar çıktı. Yaşı küçük mağdurun ruh sağlığını bozacak şekilde ırzına geçildiğinden, 15 sene hapsine... indirim indirim... 12 sene 6 ay hapis cezası ile tecziyesine... O gün annesi aradı. Sesi çıkmıyor telefonda, soramıyor bi türlü, lafı oraya getiremiyor bir türlü. "Ben vereyim size haberi" dedim, "sizin sesiniz iyi gelmiyor." 12 sene 6 ayı duyunca yatarını sormadılar bu defa. Arkadan kızın çığlığı geldi sadece, seri allah razı olsun, allah tuttuğunu altın etsinlerin arasında. Annesi verdi telefonu, sesi ilk kez neşeli geliyordu, "sağol abla, sağol". Mağdurun ruhu artan cezayla şifa bulur, korkusu yatışırmış gerçekten.

Sonuç, dosya bir bitirme tezine konu oldu, sanık vekili tekrar temyize başvurdu, benim üstümden ciddi bir yük kalktı. Etkilenmemeyi başaramadığım tek dosya.

0 yorum: