Çocuk Ağır Ceza'nın önünde birikmiş kalabalığın arasında göze batıyordu. "Düzgün"dü. Elinde bastonu, titreyerek ilerleyebiliyordu. Duruşma salonundan çıktım, çantamı bırakıp dosyaları yerleştirmek üzere boş bir banka yöneldim. Tam yanımdaydı, öne doğru eğildiğimde göz göze geldik. Bembeyaz kısa saçları vardı, boyu en fazla bir elli. Gözünden yaşlar süzülüyordu buruşuk yanaklarına, tüm yükünü bastonuna vermiş, sanki o tahta çubuktan 'destek' alıyordu.
Titrek sesiyle fısıldarcasına "Rahatsız ediyorum hanımefendi, bir şey sorabilir miyim?" dedi, "Siz bu mahkemeden çıktınız şimdi değil mi? Bu mahkemelerde hep aynı hakimler mi var? Hep çocuk mudur sanıklar?" Evet, hepsi çocuk; hayır, hakimler zaman zaman değişir... "Bir hanımla (mahkeme üyesini kasdederek) görüşmek istedim geçenlerde, beni dinleyince sizinle konuşamam, dosya benim sorumluluğumda dedi, duruşmaya gireceğim şimdi." dedi. Gittikçe döktüğü yaşlar çoğalıyordu. "Sanık yakınınız mı?" dediğimde sesi iyice duyulmaz oldu, "Oğlum... Bu sabah İstanbul'dan geldim duruşmaya girmek için, gece gözümü kırpmadım. Belki duruşmaya çıksam, anlatsam, belki dinleseler..." Yanına oturdum. Çocuk Mahkemesi'nde yargılanacak yaşta oğlu olamayacağını düşünürken toparlanır gibi oldu, "Meşgulsünüzdür, vaktinizi alıyorum, ama anlatmazsam dayanamayacağım, artık dayanamıyorum..."
Burası, "hikaye"nin başladığı yer. 1979, Ankara. Oğul 14 yaşında. 14 yaşında devrimin ne olduğunu bilmez ki. Oğul "yol"a çıkmış bir devrimci. Örgüte para toplanırken 21-22 yaşındaki ağabeylerince, Oğul gözcülük yapıyor. Bir gün eve kolundan bıçaklanmış olarak geliyor. Anne telaşlı, ağabeyler geliyor eve, "Siz bırakın, bizim doktorumuza götüreceğiz". Anne korkulu. Oğlunu kaybediyor.
Kısa bir geri dönüş, 1978, anne ve baba anlaşamıyor, boşanıyorlar. Anne mecbur boşanmaya, olmuyor, yürümüyor. İki oğlundan büyüğü yanında, 18'ine girmiş henüz. Küçüğü babada. Okuldan kaçıyor devamlı, devrim gözcüsü o. Anne çok pişman, "belki" diyor, "belki katlansaydım... böyle olacağını bilseydim... boşanmazdım..." Babayla görüşüyorlar, karar veriliyor, Oğul taşraya, amcasının yanına kaçırılacak. Orta sonu orada bitiriyor Oğul.
Derken canı daha çok yakan, daha çok canı yakan gün geliyor. 12 Eylül. Ortalık karışıyor, gözaltılar, infazlar... Oğul suçlu. Oğul vatan haini. Devleti yıkıverecekti neredeyse. 1979'dan 1980'e 4 yaş büyüyor Oğul. Ağabeyinin nüfus kaydıyla "karışınca" kaydı, bir yılda reşit oluveriyor. Anne oğlunun rüşdüyle sarsılıyor.
Ara, duruşma salonundan sesler geliyor, Anne soruyor "Sizin girdiğiniz davadaki çocuk ne yapmış?" Gasptı benimki. Çocukların çoğu gasp, yaralama ya da uyuşturucudan buradalar. "Uyuşturucu mu!" Anne anlayamıyor. "Evet, maalesef çocukların çoğu bağımlı" gözünden bir damla daha yaş akıyor, siliyor. "Gasp çok... çok ciddi bir suçtur, değil mi?" Evet, cezası ağırdır. Annenin gözleri dalıyor, sesi yeniden titremeye başlıyor, "Bu ülke nereye gidiyor, ne oluyor biz insanlara..." Verecek cevabım yok.
Oğul kaçıralacak, bu defa Avrupa'da işçi olan amcasının yanına. Kaçırılıyor. Darbenin sarsıntısı geçince bir iki yıla, Oğul dönecek yurduna, annesinin yanına. Ama orada, yabancı. Bu defa da polis peşinde, çalışma izni almazsa sınırdışı edilecek. Hakkında dava açılıyor. 18'lik 14, gıyabi tutuklu. İnfazlar sürüyor, Oğul dönemiyor. Dava sürüyor, Oğul dönemiyor. Zamanaşımı kesiliyor, Oğul dönemiyor. Dava 26 yıldır sürüyor, Oğul dönemiyor. Artık kırklı yaşlarında. Yabancı bir kadınla evli, orta yaşlı 14. Son iki yıldır da Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıyor. Talimata cevap var. Cürüm sayılan fiili övmek, halkı suç işlemeye kapalı tahrik. Oğul dönemiyor.
Duruşma saati geliyor, mübaşir sesleniyor, "Teyze sen bu duruşmayı bekliyordun, girmeyecek misin?" "Girmeyin" diyorum. Bir şeyler demek istiyorum, diyemiyorum; ne iddianameyi gördüm, ne ifadeleri. "Sizden adres soracaklardır." Girmiyor. Dayanamıyor. Ağlıyor. Oğul dönemiyor.
Titrek sesiyle fısıldarcasına "Rahatsız ediyorum hanımefendi, bir şey sorabilir miyim?" dedi, "Siz bu mahkemeden çıktınız şimdi değil mi? Bu mahkemelerde hep aynı hakimler mi var? Hep çocuk mudur sanıklar?" Evet, hepsi çocuk; hayır, hakimler zaman zaman değişir... "Bir hanımla (mahkeme üyesini kasdederek) görüşmek istedim geçenlerde, beni dinleyince sizinle konuşamam, dosya benim sorumluluğumda dedi, duruşmaya gireceğim şimdi." dedi. Gittikçe döktüğü yaşlar çoğalıyordu. "Sanık yakınınız mı?" dediğimde sesi iyice duyulmaz oldu, "Oğlum... Bu sabah İstanbul'dan geldim duruşmaya girmek için, gece gözümü kırpmadım. Belki duruşmaya çıksam, anlatsam, belki dinleseler..." Yanına oturdum. Çocuk Mahkemesi'nde yargılanacak yaşta oğlu olamayacağını düşünürken toparlanır gibi oldu, "Meşgulsünüzdür, vaktinizi alıyorum, ama anlatmazsam dayanamayacağım, artık dayanamıyorum..."
Burası, "hikaye"nin başladığı yer. 1979, Ankara. Oğul 14 yaşında. 14 yaşında devrimin ne olduğunu bilmez ki. Oğul "yol"a çıkmış bir devrimci. Örgüte para toplanırken 21-22 yaşındaki ağabeylerince, Oğul gözcülük yapıyor. Bir gün eve kolundan bıçaklanmış olarak geliyor. Anne telaşlı, ağabeyler geliyor eve, "Siz bırakın, bizim doktorumuza götüreceğiz". Anne korkulu. Oğlunu kaybediyor.
Kısa bir geri dönüş, 1978, anne ve baba anlaşamıyor, boşanıyorlar. Anne mecbur boşanmaya, olmuyor, yürümüyor. İki oğlundan büyüğü yanında, 18'ine girmiş henüz. Küçüğü babada. Okuldan kaçıyor devamlı, devrim gözcüsü o. Anne çok pişman, "belki" diyor, "belki katlansaydım... böyle olacağını bilseydim... boşanmazdım..." Babayla görüşüyorlar, karar veriliyor, Oğul taşraya, amcasının yanına kaçırılacak. Orta sonu orada bitiriyor Oğul.
Derken canı daha çok yakan, daha çok canı yakan gün geliyor. 12 Eylül. Ortalık karışıyor, gözaltılar, infazlar... Oğul suçlu. Oğul vatan haini. Devleti yıkıverecekti neredeyse. 1979'dan 1980'e 4 yaş büyüyor Oğul. Ağabeyinin nüfus kaydıyla "karışınca" kaydı, bir yılda reşit oluveriyor. Anne oğlunun rüşdüyle sarsılıyor.
Ara, duruşma salonundan sesler geliyor, Anne soruyor "Sizin girdiğiniz davadaki çocuk ne yapmış?" Gasptı benimki. Çocukların çoğu gasp, yaralama ya da uyuşturucudan buradalar. "Uyuşturucu mu!" Anne anlayamıyor. "Evet, maalesef çocukların çoğu bağımlı" gözünden bir damla daha yaş akıyor, siliyor. "Gasp çok... çok ciddi bir suçtur, değil mi?" Evet, cezası ağırdır. Annenin gözleri dalıyor, sesi yeniden titremeye başlıyor, "Bu ülke nereye gidiyor, ne oluyor biz insanlara..." Verecek cevabım yok.
Oğul kaçıralacak, bu defa Avrupa'da işçi olan amcasının yanına. Kaçırılıyor. Darbenin sarsıntısı geçince bir iki yıla, Oğul dönecek yurduna, annesinin yanına. Ama orada, yabancı. Bu defa da polis peşinde, çalışma izni almazsa sınırdışı edilecek. Hakkında dava açılıyor. 18'lik 14, gıyabi tutuklu. İnfazlar sürüyor, Oğul dönemiyor. Dava sürüyor, Oğul dönemiyor. Zamanaşımı kesiliyor, Oğul dönemiyor. Dava 26 yıldır sürüyor, Oğul dönemiyor. Artık kırklı yaşlarında. Yabancı bir kadınla evli, orta yaşlı 14. Son iki yıldır da Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıyor. Talimata cevap var. Cürüm sayılan fiili övmek, halkı suç işlemeye kapalı tahrik. Oğul dönemiyor.
Duruşma saati geliyor, mübaşir sesleniyor, "Teyze sen bu duruşmayı bekliyordun, girmeyecek misin?" "Girmeyin" diyorum. Bir şeyler demek istiyorum, diyemiyorum; ne iddianameyi gördüm, ne ifadeleri. "Sizden adres soracaklardır." Girmiyor. Dayanamıyor. Ağlıyor. Oğul dönemiyor.
doli; sen anlatıyorsun ya böyle, bu çaresiz ve mecbur kelimeler can yakıyor, otuz yıldır için için yanan bir kor parçasına üflüyor, paslı kapılar gıcırdıyor, kırık anahtarlar dönüyor, ıpıssız uykulara terk edilmiş gülyüzler araflara kımıldıyor... anlatma desem olmaz, anlat desem olmaz... talan edilmiş bir cennet, işportaya düşmüş bir cehennem bu.
YanıtlaSil"Ama, yutturmacanın bu kadar büyük rol oynadığı çok az toplumsal yaşam alanı mevcuttur. Tumturaklı sözlerin gerisinde alçakça manevraların sürünüşünü görmek için, büyük bir ayık kalma çabası gerekir."
YanıtlaSilJacques Verges
Ne desemki şimdi, herşey düğüm düğümken boğazımda...
YanıtlaSilben anlatsam da anlatmasam da bu hayatlardan maalesef çok var, benim de canım yanıyor, benim de boğazım düğümleniyor, ve fekat ben anonim yorumu anlayamadım? savunma nereye saldırıyor?
YanıtlaSilelinize sağlık (tüm okuyabildiklerimiz için)
YanıtlaSil