Cuma, Şubat 18

işte öyle bir şey...

Hani mum yanar, yandıkça erir de bir türlü dibini aydınlatmayı başaramaz ya, öyle bir şey... Yumuşar, akar damla damla, yere ulaşmaya çalışır. Ama yapamaz... hemen donar... Beceremez bir türlü. Ya da, ya da becerir... damlar. Ama yine donar damlar damlamaz. İşte öyle bir şey...
Konuşmak için çırpınan birinin, dudakları susuzluktan kuruyup biribirine yapıştığı için ağzını açamamasi gibi. İşte, işte susuzluk gibi bir şey...
Aynada aksini görmemek kadar tuhaf, acıkınca karnının guruldaması kadar doğal. Ne bileyim! İşte öyle...
Saatin donklamasıyla irkilip, olağanlığın verdiği huzurla yeniden dinginleşmek. Denizin gece yarısı olduğu kadar dingin. Doğan güneşi seyretmek kadar huzurlu...
Ve eriyen mumun bitmemesini dilemek kadar çaresiz ve umutsuz.
Bir şeyler ters gider de hani, bir türlü bulamazsın nerede yanlış yaptığını, halbuki eminsindir hatanın sende olduğundan... yaa...işte öyle gelir insana...öyle...
Dersin ki sonra (bir bakarsın duvarlara dert yanmaya başlamışsın), "ama çalmıyor artık hiç telefonum" Niye diye sorarsın kendine. Cevap gelmez ki...
Yoktur çünkü bilen söylenmesi gerekeni...İşte öyle bir şey...
Tıpkı yanan bir mum gibi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder