Perşembe, Kasım 26

Yine

Sanırım bazen benden beklendiği gibi davranmıyorum. Genelde beklentileri karşılamak üstüne kurulu bir yaşantım yok galiba. Ya da belki (yoksa?) salt varlığım insanlarda beklenti mi yaratıyor?

Gerçi bazen kendi beklediğim gibi de davranmıyorum. Nasıl olup da şu ara düşündüklerimi düşünebildiğime, hissettiklerimi hissedebildiğime... eh, doğruya doğru, ben de şaşıyorum. Tamam, hala bir yerlerde bir gariplik var, hala bir eksiklik var. Yemeğin bir şeyi eksik ama nesi?

İyi de, bu kadar mıydı yani? Niye ölüp gebermiyorum ben? Niye kaldığı yerden dönmeye devam ediyor dünya? İçimden Oza'ya söz vermiştim, adam gibi acımı çekecektim? Şşşt, bi dakka ya!

*
Usanıp rutinden bunaldığımda "düz" bulduğum oluyor kendimi, sıklıkla ise "düz" olabilmeyi "normal" olabilmeyi (normal - a'sı kalın okunacak) diliyorum.

Sanırım ben içimde yeni bir ben keşfediyorum. Oysa en sağlamımdı o: Kendimi tanıyordum. Çok mesai gittiydi bu işe. Değişim hikayesi falan evet, de...

Doli bir sabah uyandığında yatakta kımıldayamadığını, gövdesinin büyüyüp sertleştiğini, çarşafta sırtının sanki kınkabuk imiş gibi kaydığını farketti; boynunu oynatamadığından bedenini güçlükle görebiliyordu, fazladan iki adet bacağı olduğunu... aman tanrım!, bir böceğe dönüş...

Gregor Samsa'ya selamlarımla sallarım, öyküsü nasıl başlıyordu hatırlamıyorum.

Dönüşümümü tamamladığımda - tamamlamak diye, tamam olmak diye bir şey varsa şayet- daha da katı, daha da yalnız, daha münzevi ve daha somurtkan olmaktan çok korkuyorum.

*
Bu statik sızı düşündürüyor beni, sandığımdan, kandığımdan daha zayıf olduğuna her şeyin; senbenbensenimi sorgulatıyor. Ya da ikinci ve aslında daha güçlü olasılık: Kabuk bağlıyorum işte yeniden, yineden. Öyle kötü, öyle derine battı ki bıçak, öyle kanırttı ki etimi... Üzülüp kendimi hırpalayacak hal bırakmadı.

Evet, tek o eksiklik hissi, bir büyük boşluk ardında. Hala kızgınlık. En ağır basan...

On yıl önceki ve dört yıl önceki doliye selam olsun.

4 yorum:

  1. Geçenlerde kendime yazdım bir yerler... İçimden veto uyguladığımdan birçok yazıma ve düşünceme şu sıra evrenle paylaş(a)mıyorum bir çok şeyi:( Kalemden kağıda akıyor düşünceler...

    Ama yazdığım bişey vardı, seninle paylaşasım var. Madem sessizce bir anlaşma yaptın benimle;)

    "... Şunu gerçekten anlamıyorum. Her defasında nasıl bu kadar acı verebiliyor. Diyorum ki bu kadar yollar niye gidiliyor, bu yıllar niye yaşanıyor, bu hayatlar niye tanınıyor, bu kitaplar niye okunuyor! Madem madem merhem olmayacak, madem madem her defasında bu yaralar tekrar kanayacak.

    Bütün olup biteni tek tek yazmak istiyorum. Ama bu bir tür ihanet gibi geliyor. Ama ben biliyorsun ihanetleri sevmiyorum. Sense ikimizi de aldattın (onu ve beni), ve kendini!
    ....
    Aslında gerçekte kimim diye bir şey yok. Kim olduğumu biliyorum. Sadece gerçek benliğimle olmak istiyorum. Ben sen buralara gelmeden önce de yaşardım bu hayatı, şimdi sen geldin diye vazgeçmem için çok iyi bir nedenim olmalı."


    Yazmalı Doli, anlatmalı bizi kanatanları. Çünkü yalnız başımıza çektiğimiz gibi görünen acılar birçok farklı hikayede bütünlüyo birbirini.

    Ve bunu feminist bir damarla söyleyeceğim, kadınlar! o özel hayat denilen illette kurutuyolar bizi, bütün yaşam enerjimizi alıyolar... Yazmalı! yazmalı... bazen iki kelime pamuk bir yastığa dönüyor başını güvenle yaslayabileceğin, azcık dinlenip soluk alabileceğin.

    Konuşmak insanın zehrini alıyo, yazmak da... Ve o zehir sanılan şey ne çok hayat dindiriyo...

    YanıtlaSil
  2. Bir yer daha vardı:

    "Benimle konuşurken aklımdan 'Tanrım ben kime ne yaptım da bunlar geliyor başıma?' diye düşündüm. Ben de masum değilim ama iyi yaşamaya çalışıyorum. Hergün daha iyi bir insan olmaya. Sonunda çok sıkıcı bir insan olacağım." (18/11/2009, Sakal Pub)

    Ben ki bu olayda tanımadığım 3. bir şahsa zarar veren kadınım. "Kötü kadın"ım! Ama acılar nasıl da benziyo değil mi...

    Seni kendimle yordumsa affola, sil gitsin...

    güzel günler olması dileklerimle, herkes için..

    Sevgiler,
    Oza

    YanıtlaSil
  3. birkaç gün önce bir arkadaşım dedi ki "psikoterapi değiştiremeyeceklerimizin yasını tutarak başlar. tasavvufsa anı yaşamayı vurgular".
    ben de acı çekmekten yanayım. ama o acıyı hissetmememin nedeni gregor samsa değil birçok zaman.

    hele o acı tekrarlanmış birşeyse o kötü şeyi yaşamamayı öğrenmiş oluyor içte bir mekanizma, bir nevi parmağını aleve tutamamak gibi.
    sonra, bir başka çok bilinçli olmayan süreç de aslında bunların yaşanabileceğini önceden hissediyor içten içe. aslında biraz da farkında olunan bir durum da çok fazla koymuyor, koymasını istesen bile.
    bir de, o gelmiyor dediğin acı bazen sonradan beklemediğin bir an, beklemediğin bir yerde geliyor. çünkü ister istemez bastırmış oluyorsun, ama sonra engeli aşıyor.

    acı çekeyim demek parmak şıklatmak gibi birşey değil ki sonuçta (ki ben bazen şıklatayım dediğimde bile hemen şıklatamıyorum).

    YanıtlaSil