Çarşamba, Eylül 17

Kons

"Müşterilerim ve arkadaşlarım Sibel diye bilir beni."

Yaklaşık bir buçuk yıldır tanışıyoruz Sibel'le. Arkadaşım olsun isterim, o yüzden ben de Sibel diyeceğim. Dün duruşması vardı Sibel'in. Fuhuşa teşvik, aracılık... Ceza çıkması yüksek olasılık.

Sibel, telefonda "doliii, n'aber, ne var ne yok" diyen tek müvekkilim. Zaten bana kafadan "doli" diye hitap eden tek müvekkilim de o. En hoş sohbet olanı da. Evlenerek vatandaşlık kazanmış, Türkiye hikayesi Trabzon'da başlayan Azerilerden. Ülkesinde bildiği ve burada tanıdığı diğer kadınlardan farklı oluşum merakını çekiyor. Nasıl okuduğumu, neler yaptığımı, ailemi merak ediyor en çok. "Senin gardaşın var mı? Gardaş iyidir. Benim çok gardaşım var ama hepsi övey. Hem de çok küçükler daha." Annesi ile babası Sibel küçükken boşanmış, her ikisi de tekrar evlenmiş. Pek bahsetmek istemiyor, ben de kurcalamıyorum, anladığım, kurulan yeni ailelerde istenmeyen bir çocuk. Annesi kanser, midede başlamış, kolona metastaz var. Türkiye'ye getirip tedavi ettiriyor dönem dönem.

Ben de onu merak ediyorum doğrusu. Benim dünyam Sibel'e ne kadar yabancıysa, onun dünyası da benim için o kadar yabancı. Çalışma koşullarını soruyorum, Azerbaycan'ı, Sovyet döneminden ne hatırladığını, nelerin değiştiğini...

Erkek arkadaşı çalışmasını istemiyormuş, ama ramazan geçsin, başlayacakmış çalışmaya. "Maddi sıkıntılarımız var" diyor, "e bir de çalışma diyor bana." Sadece "konsa" bakıyormuş Sibel artık. "Müşteriyle gitmem." Yevmiyesi 300-350 lira arası Sibel'in. Hafta bir gün yarı ücretle izinli. Ha, bir de tüm gazinolarda konsomatrisler cumartesileri patrona çalışırmış, para ödenmezmiş cumartesileri.

Biriktirdikleriyle, biraz da borçla bir ev aldı Sibel. Borçlarının çoğunu kapatmış. Komşular ne iş yaptığını anlamasın diye annesinin burada olduğu zamanlar hariç, evini kiraya verip otelde kalıyor Sibel. Ev kirası otel parasından düşükmüş. "Ama ne yapayım doli" diyor, "konu komşu anlar yoksa ne iş yaptığımı. Sabah 4 gibi eve dönüyorum, milletin namaza kalktığı saat."

"Rusya yıkılmadan öncesi, 13-14 yaşındayım o zamanlar ama hatırlıyorum hepsini... bolluktu o zamanlar, çok, ne bileyim güzeldi her şey, çok mutluyduk." diyor. "Dayımgil Rus'taydı, bize çeşit çeşit yiyecek yollardı. E, boldu o zamanlar yiyecek, şimdiki gibi değildi. Ayrım da yoktu hiç. Rus yıkılınca değişti tabii bize bakışları, gavur ne de olsa, onlar beyaz, biz siyah kafayız. Hemen belli oluyor zaten, Rus'a 10 lira yevmiye veriyorsa bize 3 lira 5 lira anca veriyorlardı aynı iş için. Halk o yüzden çok istedi ayrı devlet kuralım." diyor. Sibeller'in o dönem hem şehirde evleri hem de köyde toprakları varmış. Elma, armut, biraz da sebze. Biraz yer, biraz satarlarmış. "Ama Rus'un tek kötü yanı vardı, hem halkın toprağı olurdu, hem de devletin. Mahsül toplanacağı zaman önce devletin masülünde çalışılırdı. Kendi mahsülümüze yetişemezdik, çürür kalırdı. Bazen geceleri kendi toprağımızda çalışırdık. Ölürdük mahsülümüze yetişeceğiz diye. Hamileymişsin, yeni bebeğin olmuş hiç dinlemezlerdi. Anneme, babaanneme sorsan eskinin insanı tabii, hala akılıları Rus'ta. Ah, diyorlar, Ruslar olaydı şimdi böyle olmazdı." Rus yıkılınca, savaş çıkınca okulu da bırakmak zorunda kalmış Sibel. "Aynı burada nasılsa öyle oldu" diyor, "Parayla oldu her şey, pahalı geldi, nasıl okuyasın?"

Duruşmadan sonra yemek ısmarlamak istedi Sibel, "Benim paramı almaz mısın yoksa?" dedi sıkılarak. "Sahi, benle oturup yemek yer misin?", o kadar utangaçtı ki. "Yerim tabii, neden yemeyeyim." dedim. "Alınganlık etme diye ısmarlatıyorum ama sana, bir dahakine benden."

Bugün kan kartını getirdi Sibel, 3 ayda bir, bir merkeze gidip kan veriyor bulaşıcı hastalığı olmadığına dair. "Zormuş" diyor, "bilmiyordum evvel. Hayat çok zormuş meğer."

2 yorum:

skoer dedi ki...

оыльв
ahh

kimse duymasın ama ben de özlüyorum rusları

doli incapax dedi ki...

ahhh ulan ahh!
оыльв ablam benim!