Bugün bir kez daha benden serbest meslek erbabı olmayacağını anladım.
Bir müvekkilim var, motosiklet kazasında sağ kolunu ve sağ bacağını kaybetmiş. Defalarca operasyon geçirmiş. Çoluğu çocuğu kazadan sonra açıkta kalmış. Eşi çalışmaya başlamış başlamaya ama, yarısı kopmuş eşine, çocuklarına mı baksın, çalışıp da maaşını yatırmamalarına mı dertlensin. İki davası sürüyor adamın, manevi tazminat davası ise süren bir davanın sonucunu bekliyor.
Müvekkilden sadece harcı yatırmaya yetecek kadar para aldım, vekalet ücretini ise ancak hala açılmamış olan tazminat davasından alabilirim. Geri kalan masrafları ise -yüksek sesle "yuh sana salak" demek serbest- cebimden yaptım. Hesabımı da anında yapmadığım için tam bilemiyorum ama yaklaşık 150-160 lira borcu var adamın bana. Dosya bilirkişiye gidecek, o da 200 lira. Bugün telefon etti müvekkilin eşi, "size karşı mahcubuz ama parayı denkleştiremedik" dedi. Bilirkişi ücretini karşılayamayacağımı, dosyanın bu nedenle 1-2 celse uzayabileceğini söyledim. Ki bu da benim için bir aşama! Özür dileyince kadın, "canınız sağolsun" dedim.
Canımız sağolsun... eşeğim çünkü.
Bu adama acımamak elde değil; tamam, ama ben herkese böyleyim. Memur anam babam sağolsun. Babam bakkal olaydı, ne bileyim farketmez, esnaf olaydı böyle olmazdım sanki. Tavşan haklı. Benim bi suçum yok!
Bu davayı kabul edişimin ise iki nedeni var, biri Ağlak Adam'ın rica etmiş olması elbet. Ama daha fazlası sevgilimin de bir "motorcu" olması. Bisiklete binmeyi bilmeyen ben, sayesinde "üstün" bir motosiklet bilincine sahibim, zaten oldum olası seviyorum da bu şeytan icadını her ne kadar binemesem de. Kelime haznemde grenaj, naked gibi sözcükler var benim! İlk motorunu almaya karar verdiğinde korktum, istemedim. İkna etti, kabullendim. Yarışmak istediğini söylediğinde ise korkmadım, bildiğin panikledim. Pistin daha güvenli olduğuna ikna etti bu defa da. Destekledim, destekliyorum. Korkumla mücadele ediyorum. Bazen başaramıyorum, ama korktuğumda bir şey söylemeye de hakkım olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, öyle bi aşık ki motoruna, o mu, ben mi demek çok riskli! Kafam dağınık yine, yazışımdan belli. Öyleyken böyle, ben gideyim. Kazasız belasız işalla.
Bir müvekkilim var, motosiklet kazasında sağ kolunu ve sağ bacağını kaybetmiş. Defalarca operasyon geçirmiş. Çoluğu çocuğu kazadan sonra açıkta kalmış. Eşi çalışmaya başlamış başlamaya ama, yarısı kopmuş eşine, çocuklarına mı baksın, çalışıp da maaşını yatırmamalarına mı dertlensin. İki davası sürüyor adamın, manevi tazminat davası ise süren bir davanın sonucunu bekliyor.
Müvekkilden sadece harcı yatırmaya yetecek kadar para aldım, vekalet ücretini ise ancak hala açılmamış olan tazminat davasından alabilirim. Geri kalan masrafları ise -yüksek sesle "yuh sana salak" demek serbest- cebimden yaptım. Hesabımı da anında yapmadığım için tam bilemiyorum ama yaklaşık 150-160 lira borcu var adamın bana. Dosya bilirkişiye gidecek, o da 200 lira. Bugün telefon etti müvekkilin eşi, "size karşı mahcubuz ama parayı denkleştiremedik" dedi. Bilirkişi ücretini karşılayamayacağımı, dosyanın bu nedenle 1-2 celse uzayabileceğini söyledim. Ki bu da benim için bir aşama! Özür dileyince kadın, "canınız sağolsun" dedim.
Canımız sağolsun... eşeğim çünkü.
Bu adama acımamak elde değil; tamam, ama ben herkese böyleyim. Memur anam babam sağolsun. Babam bakkal olaydı, ne bileyim farketmez, esnaf olaydı böyle olmazdım sanki. Tavşan haklı. Benim bi suçum yok!
Bu davayı kabul edişimin ise iki nedeni var, biri Ağlak Adam'ın rica etmiş olması elbet. Ama daha fazlası sevgilimin de bir "motorcu" olması. Bisiklete binmeyi bilmeyen ben, sayesinde "üstün" bir motosiklet bilincine sahibim, zaten oldum olası seviyorum da bu şeytan icadını her ne kadar binemesem de. Kelime haznemde grenaj, naked gibi sözcükler var benim! İlk motorunu almaya karar verdiğinde korktum, istemedim. İkna etti, kabullendim. Yarışmak istediğini söylediğinde ise korkmadım, bildiğin panikledim. Pistin daha güvenli olduğuna ikna etti bu defa da. Destekledim, destekliyorum. Korkumla mücadele ediyorum. Bazen başaramıyorum, ama korktuğumda bir şey söylemeye de hakkım olmadığını düşünüyorum. Kaldı ki, öyle bi aşık ki motoruna, o mu, ben mi demek çok riskli! Kafam dağınık yine, yazışımdan belli. Öyleyken böyle, ben gideyim. Kazasız belasız işalla.
4 yorum:
eşeğim diyerek kendine haksızlık ediyorsun... bir avukat kendine bir esnafa göre ölçüt koyuyorsa orada bir hata var demektir. para gelir para gider... eşit koşullar altında yaşamayan insanlar için hak aramak bu dünyada pahalı bir iş... ne insanları paraları olmadığı için suçlayabiliriz ne de kendimize haksızlık edebiliriz...
Acılar konusuna gelince bir yazında "başkalarının acıları üzerinden bedel biçmek çok acı" gibi bir ifaden vardı... Zor, hakikaten zor...
Bu arada avukatlığı bırakıp çok güzel başka işler yapan bir çok tanıdığım var, karar vermek insanı sıkıntıdan kurtarıyor. Manevi tatmin olmadan çok zor yürüyebilecek bir meslek bence avukatlık... Gerçekten niyetliysen bırakmaya önüne güzel işler çıkacaktır, ha gayret...
Sevgiler, kolay gelsin
selam selam,
sanırım link verdiğim yazıyı okumamışsın, avukatlığı esnaflıkla kıyaslamadım. memur zihniyetli olmaktı kastım.
tekrar dünyaya gelirsem tuhafiyeci olmak niyetindeyim, ancak bu kadar bir bağlantı var. ki, orada da kıyas ölçütüm işin stresliliği. tuhafiyecilik güzel iş, mal akmaz kokmaz. bi manav olsam, bi çiçekçi, aktı, koktu, küflendi, dertli.
içimden bir ses aühf öğrencisi olduğunu söylüyor, "kamu hizmeti niteliğinde serbest meslek faaliyeti" tanımı, memur zihniyetli olmayacaksın, "sağ duyulu tacir" olacaksın demek biraz da. aklında olsun ;)
desteğin için teşekkür ederim, gecikmiş kararları alma yolundayım.
mesela 'panama barosundan teklif aldım'.
oy panama panaağma, aksa yukarı aksaağ.
Yorum Gönder