Nasıl tarif edilir bu ruh hali bilmiyorum.
Boğazıma yapışmış bi çift el. Klavyeye bakıyorum. Harfler her zamanki yerlerinde. Ama biraraya gelip de manalı bir bütün oluşturmuyorlar.
Ekrana bakıyorum, beyaz, içim titriyor.
Hep şanslı saydım kendimi, önce alter egom girdi hayatıma, sonra ortağım, sonra sevgilim. Varlıklarıyla bile mutlu etmeye yetenler. Onlarsız buruk olduğum, ancak onların yanında anlaşıldığımı hissettiğim. Yerli yersiz göz yaşı akıtma nedenlerim.
Düşüncelerim yine paramparça, parmaklarım yetişemiyor hızına. Cümleler kopuk, his sabit...
Kimi dine sarılır tutanabilmek için, kimi bir ideolojiye, kimi zevk bahçeleri arar kendine. Beni ayakta tutan, hayata bağlayansa bu şanslılık belki de.
Bi sigara daha...
Sevgilim, canımın içi, içimdeki ben, sen. Zamirsiz... Canı sıkkın. Çok sıkkın. Aklım, yüreğim, kendimden çok sevdiğim. Yanında değilim. Olamıyorum... Bok ayıramazmış mesafeler.
Alter egom, kötü olduğunu bildiğim, gördüğüm, ama boyutlarını daha bu sabah kavrayabildiğim, kendimi suçlu hissetiğim. Neden daha çok yanında olmadım, neden izin verdim!
Ortağım, az önce kapıyı çarpıp çıkan, müdahale edemediğim, edemeyeceğim. Yanında olsam da sorunlarını çözemeyeceğim. Burada, onsuz olmak istemediğim.
Mutluluk kaynaklarım... Ne garip... Üçü de mutsuz oysa şimdilerde. Hiçbirinin sıkkınlığının, bıkkınlığının nedeni ben değilim. Üçünün de yanında değilim. Yalnız başıma oturmuş arkalarından ağlayabiliyorum sadece. İşler güçler bu kadar mı boğdu, mesafeler bu kadar mı ayırdı...
Yanlarında olsam ne derdim peki, hiç. Sesim çıkmaz ki, boğazım düğüm düğüm. Sadece sarılabilirim. Elim kolum bağlı, sarılırım. Canım yanıyor.
Eskiden ağlamazdım ben. N'oluyo! N'oldum ben...
(Alter egom olsa şimdi yanımda "Anca zırlarsın sen zaten!" derdi.
"Anca zırlatırsın sen zaten.")
Boğazıma yapışmış bi çift el. Klavyeye bakıyorum. Harfler her zamanki yerlerinde. Ama biraraya gelip de manalı bir bütün oluşturmuyorlar.
Ekrana bakıyorum, beyaz, içim titriyor.
Hep şanslı saydım kendimi, önce alter egom girdi hayatıma, sonra ortağım, sonra sevgilim. Varlıklarıyla bile mutlu etmeye yetenler. Onlarsız buruk olduğum, ancak onların yanında anlaşıldığımı hissettiğim. Yerli yersiz göz yaşı akıtma nedenlerim.
Düşüncelerim yine paramparça, parmaklarım yetişemiyor hızına. Cümleler kopuk, his sabit...
Kimi dine sarılır tutanabilmek için, kimi bir ideolojiye, kimi zevk bahçeleri arar kendine. Beni ayakta tutan, hayata bağlayansa bu şanslılık belki de.
Bi sigara daha...
Sevgilim, canımın içi, içimdeki ben, sen. Zamirsiz... Canı sıkkın. Çok sıkkın. Aklım, yüreğim, kendimden çok sevdiğim. Yanında değilim. Olamıyorum... Bok ayıramazmış mesafeler.
Alter egom, kötü olduğunu bildiğim, gördüğüm, ama boyutlarını daha bu sabah kavrayabildiğim, kendimi suçlu hissetiğim. Neden daha çok yanında olmadım, neden izin verdim!
Ortağım, az önce kapıyı çarpıp çıkan, müdahale edemediğim, edemeyeceğim. Yanında olsam da sorunlarını çözemeyeceğim. Burada, onsuz olmak istemediğim.
Mutluluk kaynaklarım... Ne garip... Üçü de mutsuz oysa şimdilerde. Hiçbirinin sıkkınlığının, bıkkınlığının nedeni ben değilim. Üçünün de yanında değilim. Yalnız başıma oturmuş arkalarından ağlayabiliyorum sadece. İşler güçler bu kadar mı boğdu, mesafeler bu kadar mı ayırdı...
Yanlarında olsam ne derdim peki, hiç. Sesim çıkmaz ki, boğazım düğüm düğüm. Sadece sarılabilirim. Elim kolum bağlı, sarılırım. Canım yanıyor.
Eskiden ağlamazdım ben. N'oluyo! N'oldum ben...
(Alter egom olsa şimdi yanımda "Anca zırlarsın sen zaten!" derdi.
"Anca zırlatırsın sen zaten.")
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder