Pazar, Temmuz 17

yokum bi süre buralarda

Cır cır böceği sesi eşliğinde, tatlı bir rüzgarcığın salladığı hamağıma yatıp kitap okuyacağım, "Wish You Were Here"dan daha az yumuşak olan hiçbir musikiyi duymayacağım (şu anda çalıyor o bakımdan), arada kafamı kaldırıp gölgeli serinliğimi borçlu olduğum çitlenbik ağacına, yapraklarının dansına dalıp gideceğim, marsık olana kadar güneşin alnında uyuyacağım (zararlıymış, bana ne), cup cup cup yüzeceğim, "mağrula" dönmüş parmaklarımın arasında perdeler oluşacak, evrimde bir basamak atlayacağım, kulaklarım zonklayana kadar dalıp, kendimi akıntıya bırakacağım, güneşin batışını fışır fışır fışırdayan buzzz gibi biramla (Miller olacak, limonlu. Traş limon.) takdis edip, iyot ve kekik kokan karbonmonoksitsiz havayı soluyacağım. Şehrin ışıkları yüzünden varlıklarını unutmaya yüz tuttuğum yıldızları sayacağım, arkamdan tiz bir çığlık yükselecek, kırlangıç peşindeki baykuştan, ürpereceğim, doğanın ta ortasında olmanın alışmamışlığı yüzümde eğreti bir ifade bırakacak. Sinekten yarım saatlik uğraşı sonucu arındırılmış odama çıkıp uyuyacağım, deliksiz. Gidiyorum... Mavi ve yeşile... Sessizliğe... Bahçede koşuşan tavşanların ayak seslerini bile duyabileceğim kadar sessizliğe...

2 yorum: