DOLI INCAPAX
Cezai ehliyeti olmayan... Her ne sebeple olursa olsun!...
Salı, Eylül 23
"Aum Sri Ganesha namah"

Ben yıllarca "hint" lakabı taşımış biriyim. Okul kantininde haz'rolda Hindistan ulusal marşı söylemişliğim vardır. Hmm, bir de Tac Mahal görmeden ölürsem gözüm açık gidecek.
Neyse, asıl diyeceğim o değil. Yaygın kabul görenden daha makbul tuttuğum tanrıdan bahsedecektim. Çok derin bilgiler değil, viki'den çoğu. Yukarıda görmekte olduğumuz şirinlik muskası tanrı Ganeşa (ya da Ganeş). Sembollerin anlamları makbul tuttuğum:
  • Ganeşa'nın büyük fil kafası bilgiyi, aklı, irfanı temsil eder.
  • Elindeki balta, arzuların yarattığı acıyı ve ıstırapları yok etmeyi ifade eder. Ganeşa bu sembolik baltayla kişinin hayatındaki engelleri kaldırır.
  • Ganeşa'nın diğer elinde tuttuğu kamçı/ip, insanın Tanrı'ya bağlanmasını ve Tanrı'yı sevmesini sağlayan gücü ifade eder.
  • Karnının büyüklüğü, Ganesha'nın, insan hayatındaki tüm acıları sevgiyle yutup sindirebileceğini, insanın hayatında karşılaştığı kötü olayları da farkındalıkla sindirebilmesinin önemini ifade eder.
  • Ganeşa'nın üzerine bindiği fare, cehaleti ve egoyu temsil eder.Ganeşa'nın ufacık bir fare üzerinde gitmesi aklın ve bilginin ışığının, ego ve cehalet karşısındaki üstünlüğünü ifade eder.
  • Ganeşa'nın Lotus çiçeği tutan dördüncü eli, insanın yaşamındaki en yüce gayeyi ruhun evrimini tamamlamasını ve bunun mutluluğunu ifade eder.
  • Büyük kulakları Ganeşa'nın bütün insanları, bütün duaları duyabileceğini ayrıca dinlemenin önemini ve bilgeliği ifade eder.
  • Ganeşa'nın bir dişinin kırık olması, her türlü düalizmi aştığını ifade eder. Ayrıca sembolik Hint mitolojisine göre Ganeşa dünyanın en uzun destanı olan Mahabharatta'yı yazarken kalemi kırılır ve tek dişini kırarak destanı yazmaya devam eder, kalem vazifesi gören bu diş, bilgiyi ifade etmektedir.Dünyaca ünlü Hindu kutsal kitabı Bhagavad Gita da Mahabharatta destanının içindedir.
  • Alnındaki Trishula, Ganeşa'nın zamanın efendisi olduğunu, geçmiş şimdiki ve gelecek zamana bağımlı olmadığını ifade eder.
  • Duyarlı ve esnek olan fil hortumu, zorlukları göğüsleyebilecek gücü ayrıca iç dünyanın derinliklerinde keşfe çıkarabilecek enerjiyi ifade eder.
  • Bedeninin duruşu ve hortumu Aum'un* tasviridir.
  • Ayaklarının şekli, dünyada ama dünyadan olmadan yaşamanın önemini ifade eder.
  • Öne doğru bakan üçüncü el kutsamayı ve koruyuculuğu ifade eder.
  • Dört kolu dört iç özelliği ifade eder: Zihin, bilgi, ego ve vicdan. Ganeşa, saf farkındalık olan ve bu 4 olgunun insanların içinde oluşmasını sağlayan Atman'ı/özü, ruhu ifade eder.
Bir de bunu yapanı bulmak isterdim.

*Aum, hinduizmin en önemli mantralarından biri, üç büyük tanrıyı sembolize ediyor:Vişnu, Şiva ve Brahma.

Etiketler:

Salı, Eylül 23, 2008   4 kişi demiş ki...
Pazar, Eylül 21
Yemyeşil Konuşmalar-1
- Ve anne dehşet içinde "Liberal mi oldun yoksa?" diye bağırarak kızının üzerine yürüdü.
- Sonra "Namık, ama artık yak" dedi.
- Bugünün konusunu açıklıyorum: Paranoya
- Sosyonomi.
- Nasıl olsa bugün yarın uyurum.
- "Kızınız bana biraz tuhaf geldi."
- Bu dedim kıza ya, ay şimdi de "kız" dedik. Özür dilerim ya.
- 10- 20- 5 kere falan dilemiştir.
- Siz buna güledurun.
- Gelinliğini 3 yıl boyunca temizletmezsen, tabi boşanırsın.
- Sen şimdi solcusun ya, alışveriş yapmaktan mutlu oluyorum diyemiyorsun di mi?
- Ağzı dolu çok şükür de tam oldu lan.
- "bunu yazalım", "yazsana", "aman boşver", "üşeniyor"
- Kutsal diye bir şey varsa o da güllaçtır. Ben bundan sonra güllaca tapacağım.
- Rocka Dans (Bele roka bağlanarak kıvırtılır) Bak şöyle şöyle. Bikini üstü olarak da mağrul.


...

-Cengiz Kurtoğlu mu açtın ne güzel. (Preisner, evet)
- Seni bu mizikler delirtti ben söyleyeyim. Bi Gogol, bi Shantel atıcaksın bak hiç sıkıntın kalıyor mu?! Marulu takıcan, rokayı takıcan oynıycan. (Neye gülüyon?)
...
- Günahının bedeli kaç paraysa ödeyelim.
- Ben onu özel olarak yaptım, havayı büktüm üfürük yaptım.
- Müşkülpesent gibi geldin bana. Niye lan ben müşkülpesent miyim?
- Hadi hep beraber yapalım.
- hoca yaramaz buna, cizvit rahibi bulun.
- biz sana tavuk atardık verme para.
- placebo: Hoşa gideceğim
- ümidin bile ağrıyı kesebileceği hiç aklınıza geldi mi?
- hayallerim bir tosurukla bölündü.
- bu şey çok desenli bana siyah bir şey lazım.


Etiketler: ,

Pazar, Eylül 21, 2008   2 kişi demiş ki...
Cuma, Eylül 19
What are you looking at?
Trabzon'daki fişlenme coşkusuna ek olsun bu da.



Futuristika'dan çelinme. Bi rivayete göre Banksy.
Cuma, Eylül 19, 2008   0 kişi demiş ki...
Etik ve Namus Bakanlığı
Hiç yorum yapmıycam.

"Uganda Etik ve Namus Bakanı Nsaba Buturo, mini etekle dolaşan kadınlar taşıt sürücülerinin dikkatini dağıttığı ve kazalara yolaçtığı için, mini etek giyilmesinin yasaklanmasını istedi. Mini etek giymenin, sokakta çıplak gezmekle hemen hemen aynı şey olduğunu söyledi.

Buturo, "Mini eteğin nesi mi yanlış? Yanlış çünkü, insanlarımızın bazıları kafaca öylesine zayıf ki, mini etekli görünce kaza yapabiliyorlar." dedi. Bakan Buturo, mini etek giymenin ahlaksızlık olarak görülmesi ve yasalar çerçevesinde cezalandırılması gerektiğini bildirdi.

Bakan, kısa etekler yüzünden istemeden dikkatleri dağılan kişilerin karşı karşıya olabilecekleri tehlikelere dikkat çekti. "Çıplak bir insan görünce o insanın şeklini düşünmeye başlıyorsunuz. Ama bir yandan da araba kullanıyorsunuz. Bugünlerde, kimin anne, kimin kız olduğunu anlamak imkansızlaştı. Hepsi çıplak dolaşıyor." dedi.

Bakan, Uganda toplumunun yüzyüze olduğu diğer sorunları, "hırsızlık ve kamu fonlarını zimmete geçirmek, hizmetleri gerektiği gibi yerine getirmemek, açgözlülük, ihanet, fahişelik, eşcinsellik ve mezhepçilik" diye sıraladı."

Haber burada.

Etiketler:

Cuma, Eylül 19, 2008   1 kişi demiş ki...
Çarşamba, Eylül 17
Kons
"Müşterilerim ve arkadaşlarım Sibel diye bilir beni."

Yaklaşık bir buçuk yıldır tanışıyoruz Sibel'le. Arkadaşım olsun isterim, o yüzden ben de Sibel diyeceğim. Dün duruşması vardı Sibel'in. Fuhuşa teşvik, aracılık... Ceza çıkması yüksek olasılık.

Sibel, telefonda "doliii, n'aber, ne var ne yok" diyen tek müvekkilim. Zaten bana kafadan "doli" diye hitap eden tek müvekkilim de o. En hoş sohbet olanı da. Evlenerek vatandaşlık kazanmış, Türkiye hikayesi Trabzon'da başlayan Azerilerden. Ülkesinde bildiği ve burada tanıdığı diğer kadınlardan farklı oluşum merakını çekiyor. Nasıl okuduğumu, neler yaptığımı, ailemi merak ediyor en çok. "Senin gardaşın var mı? Gardaş iyidir. Benim çok gardaşım var ama hepsi övey. Hem de çok küçükler daha." Annesi ile babası Sibel küçükken boşanmış, her ikisi de tekrar evlenmiş. Pek bahsetmek istemiyor, ben de kurcalamıyorum, anladığım, kurulan yeni ailelerde istenmeyen bir çocuk. Annesi kanser, midede başlamış, kolona metastaz var. Türkiye'ye getirip tedavi ettiriyor dönem dönem.

Ben de onu merak ediyorum doğrusu. Benim dünyam Sibel'e ne kadar yabancıysa, onun dünyası da benim için o kadar yabancı. Çalışma koşullarını soruyorum, Azerbaycan'ı, Sovyet döneminden ne hatırladığını, nelerin değiştiğini...

Erkek arkadaşı çalışmasını istemiyormuş, ama ramazan geçsin, başlayacakmış çalışmaya. "Maddi sıkıntılarımız var" diyor, "e bir de çalışma diyor bana." Sadece "konsa" bakıyormuş Sibel artık. "Müşteriyle gitmem." Yevmiyesi 300-350 lira arası Sibel'in. Hafta bir gün yarı ücretle izinli. Ha, bir de tüm gazinolarda konsomatrisler cumartesileri patrona çalışırmış, para ödenmezmiş cumartesileri.

Biriktirdikleriyle, biraz da borçla bir ev aldı Sibel. Borçlarının çoğunu kapatmış. Komşular ne iş yaptığını anlamasın diye annesinin burada olduğu zamanlar hariç, evini kiraya verip otelde kalıyor Sibel. Ev kirası otel parasından düşükmüş. "Ama ne yapayım doli" diyor, "konu komşu anlar yoksa ne iş yaptığımı. Sabah 4 gibi eve dönüyorum, milletin namaza kalktığı saat."

"Rusya yıkılmadan öncesi, 13-14 yaşındayım o zamanlar ama hatırlıyorum hepsini... bolluktu o zamanlar, çok, ne bileyim güzeldi her şey, çok mutluyduk." diyor. "Dayımgil Rus'taydı, bize çeşit çeşit yiyecek yollardı. E, boldu o zamanlar yiyecek, şimdiki gibi değildi. Ayrım da yoktu hiç. Rus yıkılınca değişti tabii bize bakışları, gavur ne de olsa, onlar beyaz, biz siyah kafayız. Hemen belli oluyor zaten, Rus'a 10 lira yevmiye veriyorsa bize 3 lira 5 lira anca veriyorlardı aynı iş için. Halk o yüzden çok istedi ayrı devlet kuralım." diyor. Sibeller'in o dönem hem şehirde evleri hem de köyde toprakları varmış. Elma, armut, biraz da sebze. Biraz yer, biraz satarlarmış. "Ama Rus'un tek kötü yanı vardı, hem halkın toprağı olurdu, hem de devletin. Mahsül toplanacağı zaman önce devletin masülünde çalışılırdı. Kendi mahsülümüze yetişemezdik, çürür kalırdı. Bazen geceleri kendi toprağımızda çalışırdık. Ölürdük mahsülümüze yetişeceğiz diye. Hamileymişsin, yeni bebeğin olmuş hiç dinlemezlerdi. Anneme, babaanneme sorsan eskinin insanı tabii, hala akılıları Rus'ta. Ah, diyorlar, Ruslar olaydı şimdi böyle olmazdı." Rus yıkılınca, savaş çıkınca okulu da bırakmak zorunda kalmış Sibel. "Aynı burada nasılsa öyle oldu" diyor, "Parayla oldu her şey, pahalı geldi, nasıl okuyasın?"

Duruşmadan sonra yemek ısmarlamak istedi Sibel, "Benim paramı almaz mısın yoksa?" dedi sıkılarak. "Sahi, benle oturup yemek yer misin?", o kadar utangaçtı ki. "Yerim tabii, neden yemeyeyim." dedim. "Alınganlık etme diye ısmarlatıyorum ama sana, bir dahakine benden."

Bugün kan kartını getirdi Sibel, 3 ayda bir, bir merkeze gidip kan veriyor bulaşıcı hastalığı olmadığına dair. "Zormuş" diyor, "bilmiyordum evvel. Hayat çok zormuş meğer."

Etiketler:

Çarşamba, Eylül 17, 2008   2 kişi demiş ki...
Cuma, Eylül 12
Bir yasadışı örgüt daha çökertildi.
"Trabzonlular fişlenme coşkusu yaşıyor!"

Başlık bugünkü Radikal'den.
"Stantta parmak izi veren 23 yaşındaki öğrenci Ziya Koçak “Suça karışma durumum olmayacağına emin olduğum için rahatlıkla parmak izimi kaydettiriyorum” dedi. 27 yaşındaki Ali Demircan ise parmak izini kaydettirdikten sonra “Güzel bir uygulama. 70 milyonluk Türkiye’nin tümünün parmak izinin kayıt altına alınması çok güzel olurdu” diye konuştu. 24 yaşındaki öğrenci Pelin Dal’da Almanya’da yaşadığını, tatil için geldiği memleketinde ilginç bulduğu için bu uygulamaya katıldığını söyledi."
(1. "Pelin Dal’da" ayıbı Radikal'e aittir.
2. Buradan sonrasını tak tak ta tak tak efekti yardımı ile okuyunuz. Her bir harfi f klavye daktilo ile vura vura yazdım.)

Ziya, hiç suç işlemeyeceğini düşündüğü halde parmak izini sisteme kaydettiriyor. Neden? Maksat sistemdeki kayıt sayısı artsın, veri tabanları yavaşlasın. Polisimiz aradığını bulamasın. Oysa bakınız bu tavrıyla, sisteme parmağını sokarak, suçu şaak diye işliyor.

Pelin, ki itiraf ettiği üzere kendisi bir dış mihrak, Ziya ile aynı örgütten belli ki. Emniyet Teşkilatımızın veri tabanları çökertmek üzere girişimde bulunuyor. Örgütün Avrupa Birliği Dış Mihraklar Bürosu sorumlusu.

Ali, örgütün başı. Hedefi daha büyük. 70 milyonu birden kaydettirip geniş çaplı bir "eylem koymak" niyetinde. Maksadı belli, sistem aşırı yüklenme sonucu çöksün, tüm caanım kayıtlar göçsün. Takip edenler hatırlayacaktır, Ali, bugüne kadar düzenlediği fax eylemleri vasıtasıyla fax kilitlemekle ünlü idi.

12 Eylül'ünüz kutlu olsun.
Göz yaşlarıyla okuyun bunu da.

Etiketler:

Cuma, Eylül 12, 2008   2 kişi demiş ki...
Ben

doli incapax

gözümün üstünde kaşım var.

bi de, yorum kesmezse,
doliincapax diye gmail'den kime sorsanız gösterir.

profil felan



Rss Aboneliği




www.sansuresansur.org

Etiketler
Müzüklerim


Dili Geçmiş
Mişli Geçmiş
Nereye Gitsem
Başka Neler Var