Yeni sekreterden hiç bahsetmedik ayıp oldu. Nurbanu'yu (ya da Semiramis'i) "30 yaşındayım, evde kalmış bi kızım ben cinneti" sonucu bizi doğramadan sağ salim evine yolladıktan sonra bi süre sekretersiz deneyelim dedik.
Fena da olmamıştı hani yanında adam çalıştıracak ete buda sahip olmadığımdan. Ama bir saat içinde gelecek müvekkille görüşmeden önce, bi yandan salata yapıp sofra hazırlamak, sonrasında folyo'yla karşılıklı birbirimize kıyamayıp "yok yok, sen dur, bulaşığı bugün ben yıkayım sen de yarın yıkarsın, bak hem su buz gibi, üşürsün sen" mücadelesine girişmek, habire kapıyla telefonla uğraşmak bi yerden sonra tak edince canımıza, hayatımıza Leyla Hanım girdi bir kaç ay önce. Bu defa yakıştırma ad falan değil, kız hakikaten leyla zira, adını doğru koymuşlar.
Leyla bizi azarlamıyor, bizim için şaşırtıcı bi durum bu, ama azarlamadığı gibi temizlik de yapmıyor. Sigara içmediği için, kültablasının dolduğunda alınmasını gerektiğini ve daha önemlisi, elimde sigara varken önümden aldığı kültablasının yerine yenisini getirmesi gerektiğini kavrayamıyor. Fırçalamayı geçtim hadi, en azından sert konuşabilmeyi öğrenmem lazım, o da ayrı.
Öğlenleri fiks mönü uygulaması başladı büroda, "suya atılmış patates pörçükleri" ve "pul biberli naneli pirinç pilavı". Bizden çok eşine acıyorum. Arada bi yanında mutfağa girip yemeğin malzemelerini kavurduktan sonra soğuk su eklememesi gerektiğini, makarnanın salçadan başka eşlikçilere hayır demeyeceğini falan öğretiyoruz. (Dün kimyonlu maydonozlu makarna yaptı.)
Folyo'nun annesi besliyor bizi çoklukla, geçenlerde Leyla girdi odama, "Doli Hanım yemekte bamya var, sıcak mı yenir yoksa soğuk mu?" diye sordu, e sıcak yenir 'bamya' tabii ki, bir saat kadar sonra yemeğe oturabildiğimizde tabaklarımızda dumanı üstünde 'zeytinyağlı barbunya' duruyordu. "Leyla hani bamya? Barbunya bu? Soğuk yenir?" Bizden daha şaşkın bir ifadeye sahipti, "nasıl yani bamya değil mi bunun adı?" Böylece ömründe hiç bamya ve barbunya yememiş, şekillerinden bile habersiz bir insan görmüş oldum. Artık büroda her şeyin adı bamya, "Leylacım bi bardak bamya verir misin?" diyorum, 20 dakika kadar sonra kahvem geliyor.
Folyo buzlu kahve içmeyi sever, gelip bana da soruyor Leyla sağolsun, "Doli Abla, sütten kahve yapayım mı?" Sütten kahve... sütten kahve... Tanrım, bu kız bi tür simyacı!
Fena da olmamıştı hani yanında adam çalıştıracak ete buda sahip olmadığımdan. Ama bir saat içinde gelecek müvekkille görüşmeden önce, bi yandan salata yapıp sofra hazırlamak, sonrasında folyo'yla karşılıklı birbirimize kıyamayıp "yok yok, sen dur, bulaşığı bugün ben yıkayım sen de yarın yıkarsın, bak hem su buz gibi, üşürsün sen" mücadelesine girişmek, habire kapıyla telefonla uğraşmak bi yerden sonra tak edince canımıza, hayatımıza Leyla Hanım girdi bir kaç ay önce. Bu defa yakıştırma ad falan değil, kız hakikaten leyla zira, adını doğru koymuşlar.
Leyla bizi azarlamıyor, bizim için şaşırtıcı bi durum bu, ama azarlamadığı gibi temizlik de yapmıyor. Sigara içmediği için, kültablasının dolduğunda alınmasını gerektiğini ve daha önemlisi, elimde sigara varken önümden aldığı kültablasının yerine yenisini getirmesi gerektiğini kavrayamıyor. Fırçalamayı geçtim hadi, en azından sert konuşabilmeyi öğrenmem lazım, o da ayrı.
Öğlenleri fiks mönü uygulaması başladı büroda, "suya atılmış patates pörçükleri" ve "pul biberli naneli pirinç pilavı". Bizden çok eşine acıyorum. Arada bi yanında mutfağa girip yemeğin malzemelerini kavurduktan sonra soğuk su eklememesi gerektiğini, makarnanın salçadan başka eşlikçilere hayır demeyeceğini falan öğretiyoruz. (Dün kimyonlu maydonozlu makarna yaptı.)
Folyo'nun annesi besliyor bizi çoklukla, geçenlerde Leyla girdi odama, "Doli Hanım yemekte bamya var, sıcak mı yenir yoksa soğuk mu?" diye sordu, e sıcak yenir 'bamya' tabii ki, bir saat kadar sonra yemeğe oturabildiğimizde tabaklarımızda dumanı üstünde 'zeytinyağlı barbunya' duruyordu. "Leyla hani bamya? Barbunya bu? Soğuk yenir?" Bizden daha şaşkın bir ifadeye sahipti, "nasıl yani bamya değil mi bunun adı?" Böylece ömründe hiç bamya ve barbunya yememiş, şekillerinden bile habersiz bir insan görmüş oldum. Artık büroda her şeyin adı bamya, "Leylacım bi bardak bamya verir misin?" diyorum, 20 dakika kadar sonra kahvem geliyor.
Folyo buzlu kahve içmeyi sever, gelip bana da soruyor Leyla sağolsun, "Doli Abla, sütten kahve yapayım mı?" Sütten kahve... sütten kahve... Tanrım, bu kız bi tür simyacı!


